Kısım 1 / 4
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Aziz ve celil olan Allah'a minnet ve şükürler olsun ki, O'na itaat etmek yakınlığa vesile, O'na şükretmek ise nimetin artmasına sebeptir. İçeri çekilen her nefes hayatın yardımcısıdır ve dışarı verildiğinde ise zata ferahlık verir. O halde her nefeste iki nimet mevcuttur ve her nimet için bir şükür vaciptir.
Kimin elinden ve dilinden gelir ki,
O'nun şükrünün hakkından gelebilsin?
"Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın! Kullarımdan şükredenler pek azdır."
Kulun, kusurlarından ötürü Allah'ın dergâhına özür dilemeye gelmesi en iyisidir,
Yoksa O'nun ulu rububiyetine layık olan kulluğu kimse yerine getiremez.
O'nun hesapsız rahmet yağmuru herkese ulaşmış ve esirgemediği nimet sofrası her yere serilmiştir. Kullarının namus perdesini işledikleri açık günahlar yüzünden yırtmaz ve rızık sahiplerinin kısmetini yaptıkları çirkin hatalar sebebiyle kesmez.
Ey kerem sahibi Allah'ım, gayb hazinesinden ateşe tapanı ve Hristiyan'ı bile rızıklandırırsın,
Düşmanlarına böyle lütufkarca bakarken, dostlarını hiç mahrum bırakır mısın?
Saba rüzgârı ferraşına zümrüt renkli halıyı sermesini emretmiş, bahar bulutu dayısına ise bitki kızlarını yeryüzü beşiğinde büyütmesini buyurmuştur. Ağaçlara nevruz hilati olarak yeşil yapraklı kaftanlar giydirmiş, dalların çocuklarının başına bahar mevsiminin gelişiyle çiçekten külahlar kondurmuştur. Kamışın özü O'nun kudretiyle süzme bal olmuş, bir hurma çekirdeği O'nun terbiyesiyle göğe yükselen ulu bir ağaç haline gelmiştir.
Bulut, rüzgâr, ay, güneş ve felek iş başındadır ki sen eline bir ekmek geçiresin de onu gafletle yemeyesin,
Hepsi senin için şaşkın ve emre amadedir, senin ise emre itaat etmemen insaf ölçüsüne sığmaz.
Okumuşuzdur:
Meclis tamamlandı ve ömür sona erdi, lakin biz hâlâ senin vasfının başlangıcındayız.
Sadi'nin halkın diline düşen güzel şöhreti, yeryüzünün her köşesine yayılan sözlerinin ünü, şeker gibi kapışılan tatlı sohbetleri ve altın varak gibi el üstünde tutulan yazıları, yalnızca onun fazilet ve belagatinin kemaline yorulamaz. Bilakis,
O nakit ve malı kısa sürede yiyip tüketti, darmadağın etti ve geri döndü.
Mal karar kılmaz hür yaratılışlıların elinde,
Ne âşığın gönlünde sabır kalır, ne kalburda su.
Hükümdarın onunla meşgul olacak vakti olmadığı bir sırada durumunu arz ettiler; padişahın canı sıkıldı ve ondan yüzünü çevirdi. İşte bu yüzden, basiret ve tecrübe sahipleri demişlerdir ki: Padişahların öfkesinden ve ani hiddetinden sakınmak gerekir; zira onların himmet ve dikkatleri çoğunlukla devletin büyük işlerine yönelmiştir ve avamın kalabalığına tahammül edemezler.
Haram olsun padişahın nimeti ona,
Fırsat vaktini gözetmeyip zayi edene.
Söz söyleyecek mecal bulmadan önce,
Beyhude konuşup da düşürme kendi kadrini.
Padişah şöyle buyurdu: "Bu kadar kısa sürede bunca nimeti çarçur eden bu küstah ve müsrif dilenciyi huzurdan kovun; zira beytülmal hazinesi yoksulların lokmasıdır, şeytanların kardeşlerine yem değildir."
Kısım 2 / 4
O ahmak ki güpegündüz kâfurdan mum yakar,
Çok geçmeden görürsün ki geceleyin kandilinde yağ kalmaz.
Nasihatçi vezirlerden biri şöyle dedi: "Ey efendimiz, bendenizce münasip olan odur ki, bu gibi kimselere yetecek kadar nafaka parça parça verilsin ki harcamalarında israfa kaçmasınlar. Lakin o buyurduğunuz azarlama ve men etme cezası, kerem sahibi ulu kişilerin şanına yakışmaz; bir kimseyi önce lütufla ümitlendirip, sonra ümitsizlikle yaralamak doğru değildir."
Açgözlülerin yüzüne kapıyı açmamak gerekir,
Bir kez açıldı mı, sertlikle kapatmak mümkün olmaz.
Kimse görmemiştir ki Hicaz'ın susuzları,
Tuzlu suyun başına toplansınlar.
Nerede tatlı bir su kaynağı varsa,
İnsanlar, kuşlar ve karıncalar oraya üşüşürler.
"...yaşayıp gidiyorum." Ona dediler ki: "Mademki onun himaye gölgesine sığındın ve nimetine şükrettiğini ikrar ettin, neden daha yakınlaşmıyorsun ki seni has adamlarının halkasına dahil etsin ve ihlaslı kullarından saysın?" Cevap verdi: "Yine de onun gazabından emin değilim."
Mecusi yüz yıl boyunca ateş yaksa da,
İçine bir an düşse yine de yanar.
Olur ki sultanın nedimine altın isabet eder, yahut olur ki başı
Büyüklerden bir toplulukla bir gemide seyahat etmekteydim. Arkamız sıra gelen küçük bir gemi battı. O küçük gemideki iki kardeş, bir girdapta boğulmak üzereydi. Büyüklerden biri gemiciye dedi ki: "Bu ikisini kurtar, eğer böyle yaparsan her biri için sana elli dinar veririm."
Gemici kendini suya attı, onlara doğru yüzdü ve birini kurtardı, diğeri ise helak oldu.
Gemiciye dedim ki: "Şüphesiz onun ömrü nihayete ermişti, bu yüzden bu kurtuldu, diğeri ise senin ona ulaşmakta gecikmen sebebiyle helak oldu." Güldü ve dedi ki: "Söylediğiniz kesinlikle doğrudur, kimin ömrü tükenmişse onun kurtulması mümkün değildir. Lakin bunun başka bir sebebi daha vardı, o da şudur: Gönlümün bu adamı kurtarmaya olan meyli, helak olandan daha fazlaydı. Zira yıllar önce, bir gün çölde kalakalmıştım, bu zat yetişip beni devesine bindirdi ve menzilime ulaştırdı, lakin çocukluğumda o helak olan kardeşin elinden bir kırbaç yemiştim."
Dedim ki: "Azîm olan Allah doğruyu söylemiştir: Kim salih bir amel işlerse kendi lehinedir, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir."
Elinizden geldiğince kimsenin gönlünü incitmeyiniz,
Zira bu yolda nice dikenler vardır.
Muhtaç dervişin işini görünüz,
Çünkü sizin de görülecek işleriniz olacaktır.
* * * *
Hikaye
İki kardeşten biri sultana hizmet eder, diğeri ise bileğinin gücüyle ekmeğini kazanırdı. Bir gün bu zengin olanı dervişe dedi ki: "Neden hizmet etmiyorsunuz ki çalışmanın meşakkatinden kurtulasınız?" Derviş dedi ki: "Siz neden çalışmıyorsunuz ki hizmet etmenin zilletinden kurtulasınız? Zira bilgeler şöyle demiştir: Kendi ekmeğini yiyip oturmak, hizmet için bele altın kılıç kuşanmaktan yeğdir."
Kızgın demiri elle hamur etmek,
Beyin önünde el pençe divan durmaktan iyidir.
Kısım 3 / 4
Kıymetli ömür şununla heba olup gitti:
Yazın ne yiyeyim, kışın ne giyeyim?
Ey haddini bilmez karın, bir lokma ekmekle yetin,
Ki hizmet etmek için belini iki büklüm etmeyesin.
* * * *
Hikaye
Biri Enûşirvân'a müjde getirip dedi ki: "Duydum ki falan düşmanınızı Azîz ve Celîl olan Allah ortadan kaldırdı." Enûşirvân dedi ki: "Peki, beni baki kılacağına dair bir şey duydunuz mu?"
Düşman öldüyse sevinilecek yer değildir,
Zira bizim hayatımız da ebedi değildir.
* * * *
Hikaye
Bir grup bilge, Enûşirvân'ın huzurunda konuşuyorlardı, onların en büyüğü olan Büzürgmihr ise susuyordu. Ona dediler ki: "Neden bu bahiste bizimle konuşmuyorsunuz?" Dedi ki: "Vezirler hekimler gibidir, hekim ise ilacı ancak hastaya verir. Sizin fikrinizin isabetli olduğunu gördüğümde, o hususta söz söylemek bana düşmez."
Bir iş benim müdahalem olmadan halloluyorsa,
O konuda söz söylemek bana yakışmaz.
Lakin bir kör ile kuyu görürsem,
Eğer sessiz kalırsam bu günahtır.
* * * *
Hikaye
Harun Reşid'e Mısır ülkesinin hakimiyeti kesinleştiğinde dedi ki: "Mısır ülkesine hükmetmenin verdiği gururla ilahlık iddia eden o tağut Firavun'un aksine, ben bu ülkeyi kölelerimin en değersizinden başkasına bağışlamayacağım."
Bu sebeple Harun'un, Hasîb adında son derece cahil siyah bir kölesi vardı, onu çağırttı ve Mısır ülkesinin valiliğini ona bağışladı. Derler ki o siyah köle o kadar bön ve ahmaktı ki, Mısırlı çiftçilerden bir grup yanına gelip, "Pamuk ekmiştik, zamansız bir yağmur yağdı ve bütün pamuklar mahvolup gitti," dediler.
Siyah köle cevap olarak dedi ki: "Yün ekseydiniz ya!"
O zavallı siyahinin, bağışlanmaya layık olmayacak kadar büyük bir hatası yoktur, nitekim bütün köleler ve hizmetkarlar, şahın affına ve lütfuna alışmışlardır.
Şah dedi ki: "Eğer o siyah köle, cariye ile bir gece beraber olmayı erteleseydi ne olurdu? Eğer böyle yapsaydı, ben onun gönlünü cariyenin değerinden çok daha fazlasını ihsan ederek hoş ederdim."
Vezir dedi ki: "Ey yeryüzünün padişahı! İşitmediniz mi ki:
Susuzluktan kavrulan kimse berrak pınara ulaştığında,
Kudurmuş filden korkacağını sanma.
Aç bir mülhit, boş bir evde serilmiş sofranın başında iken,
Aklın onun Ramazan'ı düşüneceğine inanması mümkün müdür?"
Şah, vezirin bu neşe veren latifesinden hoşnut kaldı ve ona dedi ki: "Şimdi siyah köleyi bağışladım, lakin o cariyeyi ne yapayım?"
Vezir dedi ki: "Cariyeyi de o siyah köleye bağışlayınız, zira onun artığı ancak ona yaraşır ve layıktır."
Onu asla öyle bir ele layık görmeyiniz,
Ki hoş olmayan bir yere varmış olsun.
Susuz olanın gönlü, kokmuş bir ağzın artığı olan,
O berrak suyu istemez.
* * * *
Hikaye
İskender-i Rûmî'ye sordular: "Doğu ve batı ülkelerini ne ile fethettiniz ki, geçmiş hükümdarların hazineleri, ömürleri, mülkleri ve askerleri bundan daha çok olduğu halde onlara böyle bir fetih müyesser olmamıştı?" Dedi ki: "Azîz ve Celîl olan Allah'ın yardımıyla, fethettiğim her memleketin halkını incitmedim ve padişahlarının adını iyilikten başka bir şekilde anmadım."
Kısım 4 / 4
Akıl sahipleri, büyüklerin adını kötülükle anan kimseyi,
Büyük saymazlar.
Her seher vakti rüzgar estiğinde,
Ey kendisini asla unutamadığım sevgili,
Bu kulunu hiç hatırlar mısınız?
* * * *
Hikaye
Bir hırsız, takva sahibi bir dervişin evine girdi. Ne kadar aradıysa da bir şey bulamadı ve canı sıkıldı. Derviş durumdan haberdar oldu, hırsız eli boş dönmesin diye üzerinde uyuduğu kilimi onun yoluna fırlattı.
İşittim ki Allah yolunun erleri,
Düşmanlarının dahi gönlünü daraltmazlar.
Siz ki dostlarınızla bile çekişme ve savaş halindesiniz,
Bu makam size nasıl müyesser olsun?
Safa ehlinin dostluğu hem yüze karşıdır hem de arkadan. Yoksa arkadan ayıplayıp, önünüzde el pençe divan duranlar gibi değildir.
Her kim başkalarının ayıbını sizin önünüzde sayıp dökerse,
Şüphesiz sizin ayıbınızı da başkalarının önünde dile getirecektir.
* * * *
Hikaye
Yolculardan birkaç kişi seyahat etmek üzere sözleşmiş, acı ve tatlıyı paylaşmaya karar vermişlerdi. Onlara yoldaşlık etmek istedim, lakin kabul etmediler. Büyüklerin kerem sahibi ahlakından, yoksullarla sohbet etmekten yüz çevirmek ve onlardan feyiz ile bereketi esirgemek şaşılacak şeydir, zira ben kendi nefsimde, erlerin hizmetinde yük olmak değil, cana yoldaş olmak kudret ve çevikliğini görmekteyim.
Onlardan biri dedi ki: "İşittiğiniz bu sözden ötürü gönlünüzü daraltmayınız, zira bugünlerde derviş kılığında bir hırsız ortaya çıkıp kendisini bizim sohbet halkamıza dahil etti."
Erler evde kimin olduğunu nereden bilsinler?
Mektupta ne yazılı olduğunu ancak yazan bilir.
Dervişlerin hali selamet üzere olduğundan, onun hakkında kötü bir zanda bulunmadılar ve onu yoldaşlığa kabul ettiler.
Ariflerin dış görünüşü hırkadan ibarettir,
Halka dönük olan bu kadarı kafidir.
Siz amelde gayret gösteriniz, dilediğinizi giyiniz.