Duanın Ruhu, Birinci Bölüm
The Spirit of Prayer, Part I (William Law, 1749) — Bölüm I — dijital nüshadan özgün bir sayfa (Source Library).

Duanın Ruhu, Birinci Bölüm

The Spirit of Prayer, Part I
William Law· 1749· Özgün: İngilizce· Source Library· ~22 dk okuma
Mistik TeolojiTürkçe çeviriAçık erişim

On sekizinci yüzyıl İngiliz mistiği William Law, Duanın Ruhu adlı eserinde insanın cennete bedeninin dünyaya olduğu kadar yakın bir ruh taşıdığını savunur. Aşağıdaki pasajda, elimizde deva varken hastalıktan inleyen, bolluğun ortasında açlık çeken insanlığın körlüğünü tarif eder ve kurtuluşun tek anahtarının içimizdeki dua ruhu olduğunu söyler.

Türkçe çeviri (tam çeviri) · Çeviren Şira Nur Uysal

Bu hayat ne denli yoksul ve sefil olursa olsun, hepimizin büyük olan, iyi olan ve mutlu olan her şeye özgürce erişimi vardır. Cennetin bize bahşedeceği bütün hazinelerin anahtarını kendi içimizde taşırız. Devayı kendi ellerimizde tutarken bolluğun ortasında açlıktan kıvranır, zaaflarımızın altında inleriz. Bu dünyanın üzerimizdeki gücünü hissettiğimiz kadar büyük ve gerçek olan o biricik İyiyi bilmek ve ondan haz almak elimizdeyken, onu hiç tanımadan, hiç hissetmeden yaşar ve ölürüz.

Zira cennet ruhlarımıza, bu dünyanın bedenlerimize olduğu kadar yakındır. Biz onun içinde yaşamak üzere yaratıldık ve kurtarıldık. Bütün akıl sahibi varlıkların yegâne İyisi olan Tanrı, uzakta yahut gaip bir Tanrı değildir. O, ruhlarımızda ve ruhlarımıza, bizzat kendi bedenlerimizden daha çok hazırdır. Cennete yabancı kalmamızın ve dünyada Tanrısız yaşamamızın biricik sebebi şudur: bizi o biricik İyiyle birleştirebilecek, bunu asla ihmal etmeyecek ve içimizde cenneti ve Tanrının Melekûtunu açacak olan o Dua Ruhundan yoksunuzdur.

Cennet ruhlarımıza, bu dünyanın bedenlerimize olduğu kadar yakındır.
Özgün metin (İngilizce)
For as poor and miserable as this life is, we all have free access to all that is great, and good, and happy; and we carry within ourselves a key to all the treasures that Heaven has to bestow upon us. We starve in the midst of plenty and groan under weaknesses even though we hold the remedy in our own hands. We live and die without knowing or feeling anything of the one and only Good, even while it is in our power to know and enjoy it as a reality just as great as the power we feel this world has over us. For Heaven is as near to our souls as this world is to our bodies; and we are created, and we are redeemed, to live our lives within it. God, the only Good of all intelligent beings, is not an absent or distant God, but is more present in and to our souls than our own bodies are. We are strangers to Heaven and live without God in the world for this reason only: because we lack that Spirit of Prayer, which alone can, and never fails to, unite us with the one and only Good, and to open Heaven and the Kingdom of God within us.

Bu metin neden önemli

Duanın Ruhu (1749), William Law'ın geç dönem mistik eserlerinin başında gelir. Anglikan bir din adamı olan Law, kariyerinin bu evresinde Alman ayakkabıcı ve teosof Jacob Boehme'nin (Behmen) etkisine girmişti. Bu pasaj eserin ilk bölümünün açılışından alınmıştır; burada Law, insanlığın çoğunun bir tür uyku ya da rüya içinde yaşadığı, oysa içinde ebediyet taşıdığı fikrini işler. Metnin merkezindeki sezgi, Tanrının uzak bir varlık değil, ruha bedenden daha yakın içkin bir kaynak olduğudur; bu, Hıristiyan mistik geleneğinin köşe taşlarından biridir.

Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

Tam Çeviri

Duanın Ruhu, Birinci Bölüm eserin tamamı, 9 bölüm halinde. 📖 Source Library

1 / 9
← bölümler arasında kaydırın →

Kısım 1 / 9

**DUANIN RUHU**

**VEYA**

**Zamanın Beyhudeliğinden Sıyrılıp Ebediyetin Zenginliğine Yükselen Ruh**

**BİRİNCİ BÖLÜM**

**Yazan: William Law, M.A.**

**LONDRA:**

**Pater-noster Row’daki W. Innys için basılmıştır.**

**M.DCC.XLIX.**

**[Fiyatı Bir Şilin.]**

***

Ve elleri, durmaksızın bu iki katlı ebediyet tarafından idare edilen insanın, tam manasıyla derin bir uykuda olduğu, kendisine dair uyanmış bir idrakten mahrum bulunduğu haklı olarak söylenebilir. Bu dünyanın menfaatlerine ve hazlarına adanmış, dünyevi arzuların esareti altında tüketilip heba edilmiş bir ömür ise, bir rüyanın tüm geçiciliğine, boşluğuna ve aldatıcılığına sahip olması bakımından, hakikaten bir rüya olarak adlandırılabilir; aradaki tek ve büyük fark şudur ki, bir rüya sona erdiğinde hayaller ve vehimlerden başka hiçbir şey kaybedilmez; fakat hayat rüyası nihayet ölümle son bulduğunda, varoluşa adım atarken kendisi için yaratıldığımız o koca ebediyet kaybedilmiş olur. Bu dünyada, insanın gerek hayatını gerekse ölümünü felaketlerle dolu kılan yegane ıstırap ve yegane musibet, kendi rızasıyla, hatta inatla içine atıldığı bu körlük ve halinden habersizliktir. Şer ve keder vasfını taşıyan her ne varsa, kaynağını buradan alır. Bir insanın kendini bildiğini, bu dünyaya zamanın beyhudeliğinden sıyrılıp ebediyetin zenginliğine yükselmekten başka bir gaye için gelmediğini tasavvur ediniz; onun içsel düşüncelerini ve dışsal amellerini bu kendilik bilinciyle sevk ve idare ettiğini farz ediniz; işte o vakit, onun için her gün tüm şerrini yitirir; refah ile mihnet arasında bir fark kalmaz, zira her ikisini de aynı ruhla karşılar ve kabul eder; hayat ve ölüm onun için birdir.

Tanrı’nın ona vermeye hazır ve nihayetsizce arzulu olduğu her şeyden sonra. Zira güneş, kendisine doğru uzanan taze filizi, her hayrın kaynağı olan Tanrı’nın, Kendisine iştirak etmeyi özleyen ruha Kendini bildirmesindeki o mutlak kesinliğin yarısı kadar bile bir kesinlikle karşılamaz.

Hepimiz, doğuşumuz itibarıyla Tanrı’nın soyundanız; O’na olan yakınlığımız, birbirimize olan yakınlığımızdan çok daha fazladır; zira O’nunla yaşar, O’nunla hareket eder ve varlığımızı O’nunla sürdürürüz. Tanrı’dan vücuda getirilen ilk insana Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un nefesi ve ruhu üflenmiş, böylece o, yaşayan bir ruh olmuştur. İlk babamız işte bu suretle Tanrı’dan doğmuş, O’ndan neşet etmiş ve cennette Tanrı’nın suretinde ve benzeyişinde durmuştur. O, Tanrı’nın sureti ve benzeyişiydi; fakat bu onun dışsal şekli yahut azaları bakımından değildi, zira hiçbir şekil Tanrı’ya benzemez; o, Tanrı’nın suretinde ve benzeyişindeydi, çünkü Mukaddes Teslis kendi tabiatını ve ruhunu onun içine üflemişti. İlahiyet, yani Baba, Oğul ve Kutsal Ruh nasıl her daim semada iseler ve semayı her yerde var kılıyorlarsa, onların insana üflediği bu ruh da semayı beraberinde insanın içine getirmişti; böylece insan, yeryüzünde olduğu kadar semada, yani semavi bir hali yahut hayatın doğuşunu ifade eden cennette bulunuyordu.

1 / 9

Bu eser Mistik Teoloji Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
The Spirit of Prayer, Part I (William Law, 1749) — Bölüm I
Neşir
Source Library dijital metni (1749 baskısından); İngilizce, 102 sayfa
Konum
Bölüm I, açılış (kaynak sayfa 5)
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
Source Library
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Duanın Ruhu, Birinci Bölüm. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/william-law-duanin-ruhu
← Kütüphaneye dön