Dördüncü yüzyılın büyük Kilise Babalarından Kayserili Basileios, Yaratılış anlatısının ilk sözlerini bir kürsüden vaaz olarak yorumladığı Hexaemeron (Altı Gün) homililerinde, evrenin bir başlangıcı olduğunu ve her şeyin ölçüsüz bir İyilik olan Tanrı'dan doğduğunu ilan eder. Basileios önce evreni rastlantıya ve atomların çarpışmasına bağlayan filozoflara karşı, yaratılışın kudretli bir iradenin eseri olduğunu çömlekçi benzetmesiyle anlatır; sonra gökcisimlerinin dairesel hareketinin dünyanın başlangıçsız olduğu anlamına gelmediğini savunur, yıldızları haritalayan ama Yaratıcı'yı görmeyen astronomları eleştirir, ve son olarak dünyadan önce var olan meleksi, ruhsal düzenden ve zamanın kendisinin bu görünür dünyayla birlikte nasıl doğduğundan söz eder.
Böylece, aynı özenle sayısız kap yapmış olan bir çömlekçinin ne sanatını ne de yeteneğini tüketmemesi gibi, yaratıcı kudreti tek bir dünyayla sınırlı olmak şöyle dursun sonsuza uzanabilen Evren'in Yapıcısı da, görünen dünyanın engin genişliklerini varlığa çağırmak için yalnızca iradesinin dürtüsüne muhtaçtı. Öyleyse dünyanın bir başlangıcı varsa ve yaratılmışsa, ona bu başlangıcı kimin verdiğini ve Yaratıcı'nın kim olduğunu araştırın.
Ya da daha doğrusu, insan akıl yürütmelerinin sizi hakikatten saptırması korkusuyla Musa, Tanrı'nın heybetli adını yüreklerimize bir mühür ve bir koruma gibi kazıyarak bu araştırmanın önüne geçmiştir: Başlangıçta Tanrı yarattı. Odur işte; hayırsever Doğa, ölçüsüz İyilik, akılla donatılmış bütün varlıklar için sevilmeye layık olan, en çok arzu edilen güzellik, var olan her şeyin kökeni, yaşamın kaynağı, düşünsel ışık, nüfuz edilemez bilgelik. Başlangıçta gökleri ve yeri yaratan Odur.
Öyleyse ey insan, görünen dünyanın bir başlangıcı olmadığını sanma. Gök cisimleri dairesel bir yörüngede döndüğü ve dairenin nereden başladığını duyularımızla belirlemek güç olduğu için, dairesel bir hareketle sürüklenen cisimlerin doğaları gereği başlangıçsız olduklarına inanma. Zaman içinde başlayan, zaman içinde son bulmaya da mahkûmdur. Bir başlangıç olduysa, sondan da kuşku duymayın.
DÜNYADAN ÖNCEKİ DÜZEN VE ZAMANIN DOĞUŞU
Öyleyse geometrinin, aritmetik hesaplarının, katıların incelenmesinin, ünlü astronominin, bu yorucu boşluğun ne yararı vardır, eğer onu izleyenler bu görünür dünyanın her şeyin Yaratıcısıyla, Tanrı'nın kendisiyle ezelden birlikte var olduğunu sanıyorlarsa; eğer maddi bir bedene sahip bu sınırlı dünyaya, kavranamaz ve görünmez doğayla aynı görkemi yakıştırıyorlarsa; eğer parçaları bozulmaya ve değişime tabi olan bir bütünün, zorunlu olarak kendisi de parçalarının kaderine boyun eğerek son bulacağını kavrayamıyorlarsa? Ama onlar "düşüncelerinde boş kaldılar ve akılsız yürekleri karardı. Kendilerini bilge sanarak akılsız oldular." Kimileri göğün Tanrı'yla birlikte ezelden var olduğunu ileri sürdü; kimileri onun başlangıçsız ve sonsuz Tanrı'nın kendisi olduğunu, her şeyin özel düzeninin nedeni olduğunu.
4. Kuşkusuz, bir gün, bütün bu dünyevi bilgelik yüzünden korkunç mahkûmiyetleri daha da ağır olacaktır, çünkü boş bilimleri bu denli açık seçik görebilirlerken, hakikat bilgisine gözlerini bilerek yummuşlardır. Yıldızların uzaklıklarını ölçen ve betimleyen, hem gözümüze her zaman parlak görünen kuzeydekileri hem güneydeki halklara görünür ama bize bilinmeyen güney kutbundakileri, kuzey kuşağını ve Zodyak çemberini sonsuz parçalara bölen, yıldızların seyrini, sabit konumlarını, alçalışlarını, dönüşlerini ve her birinin bir devrini tamamlamak için harcadığı süreyi tam bir titizlikle gözlemleyen bu insanlar — derim ki — tek bir şey hariç her şeyi keşfetmişlerdir: Tanrı'nın evrenin Yaratıcısı olduğu, ve yaşamın her eylemini liyakatine göre ödüllendiren adil Yargıç olduğu gerçeği. Yargı öğretisinin sonucu olan her şeyin nihai tamamlanışı düşüncesine kendilerini yükseltmeyi bilememişlerdir, ruhlar bu yaşamdan yeni bir yaşama geçtiğinde dünyanın da değişmesi gerektiğini görememişlerdir. Gerçekte, şimdiki yaşamın doğası bu dünyayla bir akrabalık taşıdığı gibi, gelecek yaşamda da ruhlarımız yeni durumlarına uygun bir kısmet tadacaktır.
Zaman doğası gereği kendinden türeyenden önce geldiğinden, yazar, zamanda kökeni olan şeylerden bize söz ederken, zorunlu olarak anlatısının başına şu sözleri koyar — "Başlangıçta Tanrı yarattı."
5. Görünen o ki, bu dünyadan bile önce, aklımızın bir fikir edinebileceği ama hakkında hiçbir şey söyleyemeyeceğimiz bir düzen vardı, çünkü bu, henüz başlangıç aşamasında olan ve bilgide hâlâ bebek sayılan insanlar için fazla yüce bir konudur. Dünyanın doğuşundan önce, zamanın sınırlarını aşan, ezeli ve sonsuz, doğaüstü güçlerin sergilenmesine uygun bir hâl vardı. Evrenin Yaratıcısı ve Yapıcısı, işlerini onda tamamladı: Rab'bi sevenlerin mutluluğu için ruhsal ışık, aklımızın erişemediği ve adlarını bile bilemediğimiz düşünsel ve görünmez doğalar, saf zekâların bütün düzenli dizilişi. Onlar, Pavlus'un bize öğrettiği gibi, bu görünmez dünyanın özünü doldururlar: "Çünkü gökte ve yerde, görünen ve görünmeyen şeyler — ister tahtlar, ister egemenlikler, ister yönetimler, ister güçler olsun — hepsi onda yaratıldı," ya da erdemler, melek orduları, başmeleklerin makamları. Sonunda bu dünyaya yeni bir dünya eklemek gerekliydi, hem insan ruhlarının eğitileceği bir okul ve terbiye yeri, hem de doğmaya ve ölmeye yazgılı varlıklar için bir yurt. Böylece, bu dünyanın ve üzerinde yaşayan hayvanların ve bitkilerin doğasına benzer bir doğadan, durmaksızın ileri akıp geçen ve seyrinde asla durmayan zamanın ardışıklığı yaratıldı. Zamanın doğası bu değil midir zaten — geçmiş artık yok, gelecek henüz yok, ve şimdiki an tanınmadan kaçıp gider? Ve zamanda yaşayan yaratığın doğası da böyledir — dinlenmeden ve hiçbir kesin istikrar olmadan büyümeye ya da yok olmaya mahkûm. Bu yüzden, bir çeşit akıntıyı izlemek zorunda olan, doğuma ya da ölüme götüren hareketle sürüklenen hayvan ve bitki bedenlerinin, doğası değişime tabi varlıklara uygun bir ortamın ortasında yaşaması yerindedir.
Zaman içinde başlayan, zaman içinde son bulmaya da mahkûmdur. Bir başlangıç olduysa, sondan da kuşku duymayın.
Özgün metin (İngilizce)
Bu metin neden önemli
Bu metin, Kayserili Basileios'un (yaklaşık 330-379) Yaratılış'ın ilk bölümünü halka açık vaazlar olarak yorumladığı dokuz homiliden oluşan Hexaemeron (Altı Gün) serisinin ilkinden alınmıştır. Basileios burada döneminin Yunan doğa felsefesiyle, özellikle evreni atomların rastlantısal çarpışmasına bağlayan Demokritos ve Epikuros geleneğiyle hesaplaşır. Evrenin bir başlangıcı olduğu, dolayısıyla bir sonu da olacağı yolundaki kozmolojik savı, yaratılışın rastlantı değil ölçüsüz bir iyilik olan Tanrı'nın iradesinin eseri olduğu düşüncesine dayandırır. Eser, ortaçağ boyunca Doğu ve Batı Hristiyanlığında yaratılış kozmolojisinin temel metinlerinden biri olmuş, Ambrosius ve başkalarını doğrudan etkilemiştir.
Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol
Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.
Bu eser Kozmoloji Koleksiyonu'nun parçasıdır →
- Kaynak eser
- Hexaemeron (Altı Gün Üzerine Dokuz Homili), Homili I, bölüm 2-5; içinde: Nicene and Post-Nicene Fathers, İkinci Seri, Cilt 8, ed. Philip Schaff ve Henry Wace, 1890
- Neşir
- Nicene and Post-Nicene Fathers, Series 2, Vol. 8, ed. Philip Schaff & Henry Wace (1890); çev. Blomfield Jackson
- Konum
- Homili I, bölüm 2-5, sayfa 53-55
- Çeviren
- Şira Nur Uysal
- Dijital nüsha
- Internet Archive
Uysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Hexaemeron: Yaratılışın Başlangıcı ve Zamanın Doğuşu. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/basileios-hexaemeron-baslangicta-yaratan-tanri