Cinlerin İşleyişi Üzerine: Meleksel ve Cinnî Bedenlerin Doğası
Marcus Collisson'ın 1843 tarihli İngilizce çevirisinin başlık sayfası (Sydney: James Tegg / D. L. Welch). Diyaloğun Yunanca özgün metinden ilk İngilizce çevirisidir.

Cinlerin İşleyişi Üzerine: Meleksel ve Cinnî Bedenlerin Doğası

Mikhael Psellos (Marcus Collisson çevirisiyle)· 1843 (özgün metin: 11. yüzyıl Bizans)· Özgün: İngilizce· Source Library· ~34 dk okuma
NeoplatonizmTürkçe çeviriAçık erişim

On birinci yüzyıl Bizans'ının en parlak bilginlerinden Mikhael Psellos, Yeni Platoncu geleneğin daimon öğretisini Hristiyan bir çerçevede yeniden ele alır. "Cinlerin İşleyişi Üzerine" adlı diyalogunda Thrakyalı ile Timotheos arasında geçen konuşma, görünmez varlıkların bedene sahip olup olmadığı sorusuna eğilir. Aşağıdaki bölüm, meleksel doğa ile cinsel doğa arasındaki inceliği, ışık ve madde kavramları üzerinden serimleyen öğretinin kalbini oluşturur.

Türkçe çeviri (tam çeviri) · Çeviren Şira Nur Uysal

MICHAEL PSELLOS'UN DİYALOĞU

TİMOTHEOS İLE TRAKYALI ARASINDA

CİNLERİN İŞLEYİŞİ ÜZERİNE

Manes'e ve Euchite'lere Karşı

Timotheos. Uzun zaman mı oldu Trakyalı Bizans'ı ziyaret edeli?

Trakyalı. Evet uzun oldu Timotheos iki yıl belki daha fazla. Yurt dışındaydım.

Timotheos. Ama nerede ve niçin ve hangi işle uğraşarak bu kadar uzun süre uzak kaldın?

Trakyalı. Sorduğun sorulara cevap vermek şimdilik çok uzun sürer. Her şeyi tek tek anlatmak zorunda kalırsam Alkinoos'un anlatısını uydurmam gerekir. Hazır bulunduğum ve dindışı kişilerle beraber olmaya zorlandığım sürece katlandığım her şeyi anlatırsam. O Euchite'ler yahut birçoklarının dediği gibi Coşkuncular hiç duymadın mı onları.

Timotheos. Aramızda öyle Tanrısız ve öyle saçma kişiler bulunduğunu biliyorum ki kutsal korunun ortasında bile öyle şeyler yaparlar ki bir komedyen üslubuyla söylemek gerekirse ama onların öğretileri gelenekleri yasaları işleri söylevleri hakkında henüz hiçbir şey öğrenebilmiş değilim. Bu yüzden bildiğin her şeyi bana açıkça anlatmanı rica ediyorum eğer yakın bir tanıdığına hatta diyeyim bir dostuna bu iyiliği yapmaya hazırsan.

Trakyalı. Öyle olsun dostum Timotheos gerçi cin soyunun bu acayip öğretilerini ve işlerini betimlemek insanın başını ağrıtmaya yeter.

BÖLÜM I

Trakyalı. Sorduğun sorulara cevap vermek senin bu anlatımdan hiçbir yarar sağlayamayacağın için çok uzun sürecektir. Zira Simonides'in dediği doğruysa (c) ki bir olgunun anlatımı onun gölgesidir ve dolayısıyla yararsız olguların anlatımı yararlı olmalıdır yararlı olguların anlatımı da tam tersi olmalıdır o zaman onların ayartıcı sözlerini betimlememden sana ne fayda gelebilir.

Timotheos. Hayır ben büyük fayda göreceğim Trakyalı. Hekimlerin ölümcül nitelikteki ilaçları tanıması hiç kimseye zararlı değildir ki böylece kimse onların kullanımıyla tehlikeye düşmesin. Ayrıca söyleyeceklerinin bir kısmı ne olursa olsun yararsız olmayacaktır. Bu yüzden ya senin anlatından yararlı olanı almak ya da zararlı bir şey varsa ona karşı tetikte olmak bizim elimizdedir.

Trakyalı. Öyleyse anlaşalım dostum. Şairin dediği gibi doğruları duyacaksın ama çoğu hoş olmayan doğruları. Yine de anlatım bazı yakışıksız işlere değinirse senden adalet gereği bunları anlatan benden değil bunları yapanlardan öfkelenmeni istiyorum. Bu iğrenç öğreti Deli Manes'ten doğdu. Ondan Euchite'lerin sayısız kökleri kokuşmuş bir pınardan akar gibi akıp gelmiştir. Zira o lanetli Manes'e göre her şeyin iki kökeni vardı. O anlamsız bir küstahlıkla kötülüğün yaratıcısı bir tanrıyı Göksellerin cömert Yöneticisine karşı Yeryüzündekilerin kötülüğünün yöneticisi olarak koydu. Fakat cin soyundan Euchite'ler bir üçüncü kökeni daha benimsemişlerdir. Onlara göre babalarıyla birlikte iki oğul kıdemli ve genç kökeni oluşturur. Babaya yalnızca göküstü bölgeyi vermişlerdir genç oğula atmosfer bölgesini büyük oğula da dünyadaki işlerin yönetimini ki bu Yunan mitolojisinden hiçbir farkı olmayan bir öğretidir zira ona göre de evren üç bölüme ayrılmıştır. Bu çürük zihinli adamlar bu çürük temeli attıktan sonra buraya kadar görüşlerinde birbiriyle uyuşurlar fakat bu noktadan sonra üç kola ayrılırlar. Kimileri her iki oğula da tapınmayı sürdürür çünkü aralarında anlaşmazlık olsa da ikisinin de bir baba soyundan geldiğini ve bir gün barışacaklarını ileri sürerler. Kimileri ise yalnız genç oğula hizmet eder çünkü o yeryüzünün hemen üzerindeki üstün bölgenin yöneticisidir yine de büyük oğulu tümüyle hor görmezler onun kendilerine zarar verme gücü bulunan biri olduğunu bilerek ondan sakınırlar. Üçüncü kol ise küfürde daha da batmış olarak göksel oğula tapınmaktan büsbütün vazgeçer ve yalnızca dünyevi olanı yani Şeytanı yüreklerinde barındırır onu İlk Doğan Babadan Uzaklaştırılmış Bitkilerin ve Hayvanların Yaratıcısı ve öteki bileşik varlıkların yaratıcısı gibi en yüce adlarla onurlandırırlar. Yıkıcı ve Katil olana yalvarmayı yeğlerler merhametli Tanrım ne çok hakaret ederler Göksel olana ki onu kıskanç kardeşinin zalim bir zulmedicisi sayarlar oysa o dünyanın yönetimini akıllıca yürütür ve onun kıskançlıkla şişmiş olmasının depremlere doluya ve kıtlığa yol açtığını ileri sürerler bu yüzden ona lanetler yağdırırlar özellikle de şu korkunç lanet olmak üzere.

Timotheos. Ne gibi bir akıl yürütmeyle Şeytanı Tanrının bir oğlu olarak kabul edip böyle söylemeye geldiler oysa yalnız peygamberlik yazıları değil İlahi Hakikatin bütün kaynakları da yalnız bir tek oğuldan söz eder ve Rabbimizin bağrına yaslanan o kişi Kutsal İncil'de kayıtlı olduğu gibi ilahi Kelâm hakkında Babanın Biricik Oğlunun görkemi diye haykırır. Böyle korkunç bir yanılgı onları nereden buldu.

Trakyalı. Nereden mi Timotheos Yalanların Prensinden başka nereden. O kendi cahil müritlerinin anlayışlarını böyle boş övüngen kurgularla aldatır tahtını bulutların üstüne koyacağını En Yüceye eşit olacağını ileri sürerek. İşte bu yüzden dışarıdaki karanlığa mahkûm edilmiştir ve onlara göründüğünde kendini Tanrının ilk doğan oğlu ve bütün yeryüzü şeylerinin yaratıcısı ilan eder ki dünyadaki her şeyi elinde tutar ve böylece her birinin kendine özgü zaafını izleyerek o ahmakları kandırır ki onlar onu boş bir palavracı ve yalanın baş prensi saymaları gerekirken ve onun gösterişli iddialarını alaya boğmaları gerekirken söylediği her şeye inanmayı ve öküzler gibi burunlarından sürüklenmeyi yeğlerler. Ama yakında onu bir yalancı olarak mahkûm etmek onların elinde olacaktır zira balla sıvanmış vaatlerini yerine getirmesinde ısrar ederlerse aslan derisi giymiş bir eşekten farksız çıkacaktır ki o eşek aslan gibi kükremeye çalışınca anırması onu ele vermişti. Şimdilik ise körler sağırlar ve deliler gibidirler zira evrensel doğanın akrabalığından tek bir Yaratıcı bulunduğu gerçeğini algılayamazlar ne de bu akrabalığın aynı hakikati ilan ettiğini duyarlar ne de akıl yürütmeyle keşfederler ki eğer iki karşıt yaratıcı olsaydı bütün şeyleri birbirine bağlayan o bir düzen ve birlik olmazdı. Peygamberin dediği gibi öküz de eşek de sahibini ve sahibinin yemliğini bilir ama bunlar Efendilerine veda etmişler ve Tanrının yerine bütün yaratıkların en aşağılığını seçmişlerdir. Atasözünün dediği gibi ateşle yanmış olsalar da ona ve onun ortak dönek yoldaşlarına çoktan hazırlanmış olan o ateşe kendilerini yine de atarlar ve peşinden koşarlar.

Timotheos. Peki babalarından aldıkları İlahi dini terk edip kesin yıkıma koşmaktan ne kazanç sağlarlar.

Trakyalı. Kazanca gelince hiçbir kazanç sağladıklarını sanmıyorum. Cinler onlara altın mal mülk ve şöhret vaat etse de bunları hiç kimseye veremeyeceklerini bilirsin. Fakat müritlere hayaletler ve parıltılı görüntüler sunarlar ki Tanrıdan nefret eden bu adamlar bunlara Tanrı görüntüleri derler. Bunları izlemek isteyenler ey merhametli Gökler ne kadar utanç verici ne kadar söylenemez ve iğrenç şeylere tanık olmak zorunda kalırlar. Zira yasayla onaylı saydığımız ve öğretilmesi gereken bir öğreti ve uygulanması gereken bir görev saydığımız her şeyi çılgınca hiçe sayarlar hatta doğanın yasalarını bile hiçe sayarlar. Uygulamalarını yazıya dökmek ancak Arkhilokhos'un (d) iğrenç kalemine yaraşırdı. Hayır o burada olsaydı Yunanistan'da hatta hiçbir barbar ülkede görülmemiş bu kadar iğrenç ve alçak orjileri anmaktan bile çekinirdi. Zira o saygın ve kutsal varlık olan insanın kuru ya da yaş dışkı yediğini kim ne zaman duymuştur böyle bir canavarlığı çılgın vahşi hayvanların bile yapmaya güç yetiremeyeceğine inanırım oysa bu o alçakların yaptıklarının daha başlangıcıdır bile.

Timotheos. Ne amaçla Trakyalı.

Trakyalı. Ah bu onların sırlarından biridir en iyi bunu yapanlar bilir ama sık sık sorup soruşturunca öğrenebildiğim şu kadarıydı ki cinler dışkıdan pay aldıklarında dostane ve yumuşak huylu olurlarmış. Bu noktada doğruyu söylediklerine ikna oldum gerçi başka konularda doğruyu söylemekten acizdirler çünkü düşman ruhlara insanın kıskanılan bir varlık olarak İlahi surete onurlandırılmış insanın bu kadar aşağılık bir hâle düştüğünü görmekten daha hoşnut edici hiçbir şey olamaz bu onların çılgınlığına son rötuşu vurmaktır. Bu yalnızca öğretinin başrahiplerine özgü bir şey de değildir. Onlar bu lanetli aydınlığı gösteren adı taşırlar suçlarının tanığı olsun diye kızlarla şehvetle debelenirler kiminin kız kardeşi kiminin öz kızı kiminin annesi olsun fark etmez. Zira cinlere hoş bir şey yaptıklarına inanırlar kutsal kanı olanlarla evliliği yasaklayan İlahi yasaları çiğnedikleri takdirde. Bu töreni tamamladıktan sonra dağılırlar. Dokuz ay sonunda doğaya aykırı bir tohumun doğaya aykırı meyvesi doğmak üzereyken aynı yerde yeniden buluşurlar ve doğumdan üç gün sonra zavallı bebekleri annelerinden koparıp bıçaklarla ince tenlerini kesip damlayan kanı leğenlerde toplarlar ve bebekleri hâlâ nefes alırken ateşe atıp yakarlar. Sonra küllerini leğendeki kanla karıştırıp korkunç bir bileşim yaparlar ki bununla yiyeceklerini içeceklerini gizlice kirletirler tıpkı bala zehir karıştıranlar gibi yalnız kendileri değil bu gizli işlerden habersiz başkaları da bu yiyeceklerden pay alır.

Timotheos. Bu iğrenç kirlenmelerle kendilerine ne amaç güderler.

Trakyalı. Bu yolla ruhlarımıza kazınmış ilahi simgelerin dışarı itilip silindiğine inanırlar zira bu simgeler orada durdukça cin soyu korkar ve uzak durur tıpkı bir dolaba iliştirilmiş kraliyet mührü karşısında korkulduğu gibi. Bu yüzden cinlerin ruhlarında barınabilmesi için hiçbir çekince duymadan göğe küfrederek ilahi simgeleri kovarlar ki bunu kazançlı bir alışveriş sayarlar. Fakat bu kötülüğü yalnız kendileri işlemekle yetinmeyip başkalarına da tuzak kurarlar kirlenmiş yiyecekler habersiz dindarları da ayartır ki tıpkı nice Tantalos gibi çocuklarını ziyafet olarak sunmuş olurlar.

Timotheos. Ulu Tanrım Trakyalı bu tam da baba tarafından dedemin kehanet ettiği şeydir. Zira bir keresinde iyilerin öteki ayrıcalıklarının yanı sıra özgür bir eğitim edinme haklarının da bazılarınca alaşağı edildiğinden dertliyken ona sordum bir gün bir restorasyon olacak mı diye. O zaman ihtiyar bir adamdı ve gelecek olayları görmekte çok basiretliydi başımı yavaşça okşayıp derin bir iç çekerek şöyle cevap verdi. Oğlum evladım sence yeniden edebiyatı ya da herhangi bir mükemmelliği geri getirecekler mi. İnsanların vahşi hayvanlardan daha kötü yaşayacağı zaman yakındır çünkü şimdi Deccal yakındır kapıdadır ve onun gelişine öncü olacak canavarca öğretiler ve yasadışı uygulamalar Bakkhos'un orjilerinden farksız olacaktır. Ve Yunanların trajedilerinde tasvir ettiği her şey Kronos ve Thyestes ve Tantalos'un kendi yavrularını yemesi Oidipus'un annesiyle Kinyras'ın kızlarıyla iğfali bütün bu korkunç canavarlıklar devletimizin üstüne çökecek ama gör oğlum ve tetikte ol çünkü bil kesinlikle bil ki yalnız cahil ve kaba sınıftan bireyler değil öğrenmişlerin çoğu da aynı uygulamalara sürüklenecek. Sonucuna bakarak yargılarsam bunları kehanet gibi söylemişti ama ben onun sözlerini anımsayınca ki hâlâ zihnimde tazeler gibi duruyorlar senin bana anlattıklarına şaşırıyorum.

Trakyalı. Şaşırman da yerinde. Zira tarihçilerin uzak Kuzeyde ve Libya ile Syrtes taraflarında betimlediği o kadar saçma uluslara rağmen böyle bir kötülüğün onlarca işlendiğini hiç kimsenin duymadığına bahse girerim ne Keltler ne de Britanya yakınındaki başka hiçbir ulus tarafından yasasız ve vahşi bir hâlde olsalar bile.

Timotheos. Böyle korkunç uygulamaların bizim tarafımızda yurt tutması insanı üzüyor Trakyalı. Ama cinler konusunda uzun süredir beni rahatsız eden bir zorluk var. Diğer şeylerin yanı sıra öğrenmek isterim ki bu cinli zavallılar tarafından açıkça görülebiliyorlar mı.

Trakyalı. Hiç kuşkusuz dostum çünkü hepsi bütün güçleriyle bunun için çabalar toplantıları kurbanları ve ayinleri ve her iğrenç uygulamaları bir görünüm elde etmek amacıyla yapılır.

Timotheos. Öyleyse bedensiz oldukları hâlde görme organlarıyla nasıl görülebilirler.

Trakyalı. Ama iyi dostum onlar bedensiz değildir. Cin soyunun bir bedeni vardır ve bedenli varlıklarla ilişki kurarlar ki bunu dinimizin kutsal babalarından bile öğrenebiliriz eğer biri kendini içtenlikle büyücülük uygulamalarına adarsa. Cinlerin onlara bedensel bir biçimde göründüğünü anlatan birçok kişiyi de duyarız ve görünmeyen şeyleri gören ilahi Basileios en azından sıradan gözlere açık olmayanları görüyordu şunu ileri sürer ki yalnız cinler değil saf melekler bile bedene sahiptir ince havai ve saf bir ruh türünden. Ve bunun kanıtı olarak peygamberlerin en ünlüsü Davud'un tanıklığını gösterir. Meleklerini ruhlar kılar der ve hizmetkârlarını bir ateş alevi. Ve öyle olmalıdır da çünkü hizmet eden ruhlar kendi görevlerine gönderildiğinde ilahi Pavlus'un dediği gibi hareket etmek durağan olmak ve görünür olmak için bir bedene sahip olmalıdırlar zira bu etkiler bir beden aracılığı olmadan gerçekleştirilemez.

Timotheos. Öyleyse nasıl oluyor da Kutsal Yazının çoğu yerinde bedensiz diye anılıyorlar.

Trakyalı. Hem Hıristiyan hem dindışı yazarların en eskilerinin bile alışkanlığıdır bedenlerin daha kaba türünü bedenli diye adlandırmak. Ama görüşü ve dokunuşu aşacak kadar ince olanları yalnız biz Hıristiyanlar değil birçok dindışı yazar da bedensiz diye adlandırmayı uygun bulur.

Timotheos. Ama söyle bana meleklerin doğal yapı gereği sahip olduğu beden cinlerin sahip olduğu bedenle aynı mıdır.

Trakyalı. Ne saçmalık aralarında büyük bir fark olmalıdır zira meleksel olan bir tür yabancı ışın yayarak görme organlarına ağır ve dayanılmaz gelir ama cinsel olana gelince bir zamanlar bu türden olup olmadığını söyleyemem ama öyle görünüyor zira Yeşaya Lucifer'i küçümseyerek düşmüş olan diye anar şimdi ise karanlık ve loş bir şeydir görünüşü hüzünlüdür kendi akraba ışığından yoksundur ama meleksel doğa gayrımaddidir ve bu yüzden bütün katı cisimlere nüfuz edip içlerinden geçebilir güneş ışınlarından bile daha az elle tutulur olarak ki bunlar saydam cisimlerden geçerken yeryüzündeki opak nesneler onları yansıtır böylece darbesi dayanılır kılınır çünkü içinde maddi bir şey vardır ama bir meleğe hiçbir şey karşı koyamaz çünkü hiçbir şeye karşı koymazlar hiçbir şeyle özdeş olmadıkları için öte yandan cinlerin bedenleri incelikleri sebebiyle belirsiz oluşturulmuş olsalar da yine de bir ölçüde maddidir ve elle tutulurdur.

Timotheos. Artık bir bilge olmaya başlıyorum Trakyalı atasözünün dediği gibi bu yeni bilgi kazanımlarıyla zira benim için gerçekten yeni bir olgudur ki bazı cinler bedenli ve elle tutulurmuş.

Trakyalı. İnsan olduğumuz sürece birçok şeyi bilmememizde bir yenilik yoktur Timotheos söylendiği gibi ama iyi olan şudur ki yaşlar ilerledikçe sağduyumuz da artar. Şundan emin ol ki bu ifadeleri söylerken Giritliler ve Fenikeliler gibi yalan söylentiler uydurmuyorum bilakis Kurtarıcının sözlerinden ikna olmuşumdur ki cinler ateşle cezalandırılacaktır ki bedensiz olsalar bu cezaya güç yetiremezlerdi çünkü bedenden yoksun bir varlık bedende acı çekemez bu yüzden acı çekebilmeleri için ıstırap çekmeye elverişli bedenlerle donatılmış olmaları gerekir. Yine de bir kısmını bastırdım ki sezgiye kalkışan bazılarından duymuştum kendi payıma böyle bir doğaya sahip bir varlık hiç görmedim Gökler cinlerin korkunç yüzlerini asla görmeyeyim diye lütfetsin ama Mezopotamya'da cinsel hayaletlerin gerçekten yetkin bir gözlemcisi olan bir keşişle konuştum bu büyücülük uygulamalarını sonradan değersiz ve aldatıcı bularak terk etmiş ve tövbe ederek bizim öğrettiğimiz gerçek öğretiye bağlanmıştı ve gayretle kendini adayarak elimde bir eğitim sürecinden geçmişti bana buna göre cinler hakkında birçok olağanüstü şey anlattı ve bir keresinde cinlerin hayvani tutkuya kadir olup olmadığını sorduğumda hiç kuşkusuz dedi. Nitekim bazıları tohum salgılar ve bu tohumla bazı kurtçuklar üretirler. Fakat inanılmazdır dedim cinlerde dışkı türünden herhangi bir şey bulunması ne de onlarda üreme yahut yaşamsal organlar vardır dedi bana böyle şeyler onlarda yoktur ama artık madde yahut dışkı olarak adlandırılabilecek bir şey salgılarlar buna ben de inandım söylediğine göre. Ama dedim eğer beslenme alıyorlarsa bizim gibi almalılar. Markus çünkü onun adı buydu cevap verdi bazıları solunum yoluyla alır örneğin akciğerlerde ve sinirlerde barınan bir ruh ve bazıları nemden ama bizim gibi ağızla değil süngerler ve kabuklu balıkların yaptığı gibi çevrelerindeki yabancı nemden beslenme çekerek ve sonra tohumsu bir madde boşaltırlar ama bu konuda hepsi birbirine benzemez yalnızca maddeye bağlı olan cin türleri böyledir ışıktan kaçanlar ve sulular ve yeraltındakiler gibi. Peki cinlerin birçok türü var mı Markus diye yine sordum. Birçok var dedi ve her mümkün çeşitlilikte biçim ve yapıda öyle ki hava onlarla doludur hem üstümüzde hem çevremizde yeryüzü ve deniz onlarla doludur ve en alt yeraltı derinlikleri de. O zaman dedim eğer zahmet olmazsa her birini tek tek anlatır mısın. Zahmetli olur dedi oradan sürüp çıkardığım şeyleri anımsamak yine de reddedemem sen buyurunca ve böyle diyerek birçok cin türünü saydı adlarını biçimlerini ve barınaklarını da ekleyerek.

Timotheos. Öyleyse seni ne alıkoyuyor Trakyalı bunları bize sayıp dökmekten.

Trakyalı. O konuşmanın ne özünü ne düzenini titizlikle aklımda tutmaya pek hevesli değildim iyi dostum ne de şimdi anımsayabiliyorum. Adlarını barınaklarını ve hangi noktada birbirine benzeyip hangi noktada ayrıldıklarını akılda tutmaya aşırı özen göstermekten ne yarar sağlayabilirdim bu yüzden böyle yavan bir malzemenin belleğimden kaçmasına izin verdim yine de çoğundan azını saklıyorum ve neyi merak edersen benden sorunca öğreneceksin.

Timotheos. Özellikle şunu öğrenmek isterim kaç cin mertebesi vardır.

Trakyalı. Dedi ki toplam altı cin türü vardır bilmiyorum bütün soyu huylarına göre mi yoksa bedenlere bağlılık derecelerine göre mi alt bölümlere ayırıyordu her ne ise altılı sayının bedenli ve dünyevi olduğunu söyledi çünkü bu sayıda bütün bedensel durumlar kapsanır ve buna uygun olarak dünyevi düzen kurulmuştur sonra şunu belirtti ki bu ilk sayı yani altılı çeşitkenar üçgenle temsil edilir çünkü ilahi ve göksel düzenin varlıkları eşkenar üçgenle temsil edilir kendi kendiyle uyumlu olduğu ve kötülüğe güçlükle meylettiği için oysa insan varlıkları ikizkenar üçgenle temsil edilir çünkü seçimlerinde bir ölçüde yanılgıya açık olsalar da tövbeyle düzelmeye kadirdirler öte yandan cinsel soy çeşitkenar üçgenle temsil edilir çünkü kendi kendiyle uyuşmazlık içindedir ve mükemmelliğe hiç yaklaşmaz. Gerçekten bu görüşte olup olmadığı bir yana şu kesindir ki altı cin türü saydı ve ilkin barbar yerel dilinde konuşarak Leliurium'u andı ki bu Ateşli anlamına gelen bir isimdir. Bu cin mertebesi üstümüzdeki havada barınır çünkü bütün bu soy Ay'a komşu bölgelerden sürülmüştür tıpkı bizde kutsal olmayan bir şeyin bir tapınaktan sürülmesi gibi ama ikincisi bize bitişik havayı işgal eder ve kendine özgü adıyla Havai diye anılır üçüncüsü Yersel dördüncüsü Sulu ve Denizel beşincisi Yeraltı ve sonuncusu Işıktankaçan ki bu neredeyse duyarlı varlık sayılamayacak kadar aşağıdır. Bütün bu cin türleri Tanrı düşmanı ve insan düşmanıdır ve derler ki Sulu ve Yeraltı olanlar sıradan kötülerden bile daha kötüdür ama Işıktankaçanlar özellikle kötücül ve zararlıdır çünkü bunlar dedi yalnızca insanların akıllarını hayaller ve yanılsamalarla bozmakla kalmaz aynı zamanda en vahşi yabani hayvanı yok ettiğimiz çabuklukla onları da yok ederler. Sulu olanlar kendilerine yaklaşan herkesi suda boğar Yeraltı ve Işıktankaçan olanlar ise karşılaştıkları kişilerin akciğerlerine sızabilirlerse onları yakalayıp boğarak sara nöbetlerine ve delirmeye sürüklerler.

Havai ve Yersel olanlar ise ustalık ve kurnazlıkla gizlice yaklaşıp insanların zihinlerini aldatarak onları yasadışı ve doğaya aykırı şehvetlere iterler. Ama nasıl dedim yahut ne yaparak bunu başarırlar üstümüzde egemenlik kurarak mı ve bizi istedikleri yere sürükleyerek mi sanki bir sürü köleymişiz gibi. Bizim üstümüzde egemenlik kurarak değil der Markus bilakis bizi anımsamalara sürükleyerek çünkü hayal gücü canlı bir ruh hâlindeyken kendi ruhani doğaları sayesinde yaklaşırlar ve duyusal zevklerin ve hazların betimlemelerini fısıldarlar gerçek anlamda belirgin sesler çıkarmasalar da bir tür mırıltı sızdırırlar ki bu onlarda sözlerin yerini tutar. Ama imkânsızdır dedim ses olmadan söz söyleyebilmeleri. İmkânsız değildir dedi göreceğin gibi eğer yalnızca şunu düşünürsen ki biri uzaktan bir başkasına konuştuğunda yüksek sesle konuşmalıdır ama yakınsa ancak mırıldanması ve dinleyicisinin kulağına fısıldaması yeter ve biri ruhun özüne yaklaşabilseydi hiçbir ses gerekmezdi bilakis istediğimiz her söz sessiz bir yolla varış yerine ulaşırdı ki bedensiz ruhların sahip olduğu söylenen bir yetidir çünkü onlar birbirleriyle sessiz bir biçimde iletişim kurarlar aynı şekilde cinler de bizimle iletişim kurar bizim fark etmemizden bağımsız olarak öyle ki hangi yönden bir saldırı yapılabileceğini keşfetmek imkânsızdır.

Hiç kuşkun olmasın bu noktada eğer yalnızca atmosferde olup biteni düşünürsen. Güneş parladığında renkleri ve biçimleri birleştirir ve onları kabul etmeye elverişli nesnelere iletir aynaların onları nasıl gösterdiğine bakarız işte böylece cinler de görünüşler ve renkler ve istedikleri her biçimi üstlenerek bunları hayvani ruhumuza taşırlar ve sonuç olarak bize büyük bir sıkıntı verirler tasarılar önererek zevklerin anısını canlandırarak duyusal hazların tasvirlerini hem uykuda hem uyanıkken dayatarak bazen de gıdıklamalarla aşağı tutkuları uyandırarak delice ve doğaya aykırı sevdalara kışkırtırlar özellikle sıcak terlemelerin işbirliğini bulduklarında çünkü böylece Pluton'un miğferini takarak hile ve en ince kurnazlıkla insanların zihinlerinde bir kargaşa yaratırlar. Öteki cin türünün ise zerre kadar zekâsı yoktur ve kurnazlığa kadir değildir yine de tehlikeli ve pek korkunçturlar Kharon ruhunun tarzında zarar vererek çünkü söylendiğine göre Kharon ruhu yoluna çıkan her şeyi yok eder ister hayvan ister insan ister kuş olsun aynı şekilde bu cinler de karşılaştıkları herkesi korkunç biçimde yok ederler onları hem bedence hem zihince yaralayıp doğal huylarını bozarak bazen yalnız insanları değil akılsız hayvanları bile yok ederler ateşte suda ya da onları uçurumlardan atarak.

Timotheos. Ama akılsız hayvanlara girmekte amaçları ne olabilir çünkü bu Gargasa'da domuzlara olmuştu Kutsal Yazıların tanıklık ettiği gibi insanlara düşman olduklarına göre onlara zarar vermelerine şaşırmıyorum ama akılsız hayvanlara girmelerinin anlamı ne.

Trakyalı. Markus dedi ki bu ne bir nefret güdüsünden ne de düşmanca bir niyetten değildi bazı hayvanlara saldırmalarının sebebi bilakis şiddetli bir arzudan kaynaklanıyordu.

Trakyalı. Hayvani sıcaklık için çünkü en derin katmanlarda barındıkları için ki bu katmanlar son derece soğuk ve nemden yoksundur büzülmüş ve acı çekmiş olarak doğal olarak nemli ve canlandırıcı bir sıcaklık özlerler ki içinde eğlenebilsinler ve bu yüzden akılsız hayvanlara sıçrarlar ve hamamlara ve çukurlara dalarlar öte yandan ateşten gelen sıcaklıktan kaçınırlar çünkü tüketici ve yakıcıdır ama hayvanların nemine seve seve yapışırlar çünkü kendi doğalarına uygundur ama özellikle insanın nemine çünkü hepsinden daha uygundur ve içlerine sızdıklarında az bir kargaşa yaratmazlar hayvani ruhun barındığı gözenekler tıkanır ve ruh bedenlerinin hacmiyle sıkışıp yerinden edilir ki bu insanların kişiliğini sarsmalarının ve yetilerini zedeleyip hareketlerini engellemelerinin sebebidir. Bir yeraltı cini birine saldırdığında onu sarsar ve çarpıtır ve onun aracılığıyla konuşur muzdaribin dilini sanki kendi uzvuymuş gibi kullanarak ama bir ışıktankaçan cin gizlice birine musallat olursa bütün bedeninde bir gevşemeye yol açar konuşmasını durdurur ve muzdaribi neredeyse ölü bırakır çünkü bu son tür ötekilerden daha çok toprağa bağlıdır ve bu yüzden aşırı soğuk ve kurudur ve gizlice ele geçirdiği kişinin bütün doğal gücünü köreltip bulandırır ama akılsız ve akıldan büsbütün yoksun olduğundan ve akılsız bir kaprisle yönetildiğinden en inatçı vahşi hayvandan bile daha az azar korkusu taşır bu yüzden büyük bir isabetle dilsiz ve sağır diye anılır ne de bir muzdarip ilahi güçten başka bir şeyle kurtarılabilir ki bu da dua ve oruçla elde edilir. Ama Markus dedim hekimler bizi başka türlü düşünmeye ikna etmek isterler çünkü böyle sayrılıkların cinlerden değil hıltların fazlalığından ya da eksikliğinden yahut hayvani ruhların bozulmuş bir hâlinden kaynaklandığını ileri sürerler ve buna göre onları büyüyle ya da arınmayla değil ilaçla ya da perhiz düzeniyle iyileştirmeye çalışırlar. Markus cevap verdi hekimlerin böyle bir iddiada bulunması hiç şaşırtıcı değildir çünkü duyularla algılanandan başka bir şey anlamazlar bütün dikkatleri bedene adanmıştır. Uyuşukluklar bayılmalar hipokondri vakaları sayıklama ki bunları kusturucularla ya da boşaltmalarla ya da merhemlerle giderebilirler bunların bozulmuş hıltların etkileri olduğunu söylemek gayet doğrudur ama coşkunluklar ve yumuşaklık ve saplantılar ki biri bunlarla tutulduğunda yargısını dilini hayal gücünü duyularını hiçbir şekilde kullanamaz büsbütün başka bir şeydir onu hareket ettiren ve kışkırtan ve tutulan kişinin söylediğinin bilincinde olmadığı şeyleri söyleten ara sıra da bir şeyler kehanet ettiren. Hangi haklılıkla bu etkiler maddenin bozulmuş hareketleri diye adlandırılabilir.

Timotheos. Nasıl olur Trakyalı sen de mi Markus'un dediklerine katılıyorsun.

Trakyalı. Hiç kuşkusuz Timotheos çünkü başka türlü nasıl olabilirim ki kutsal İncillerin cinli kişiler hakkında anlattıklarını ve Pavlus'un buyruğuyla Korintli adama olanları ve Babaların onlar hakkında anlattığı nice harikaları anımsayınca hem de Elason'daki işlerini kendi gözlerimle görüp kendi kulaklarımla duymuşken zira o yerde bir adam Phoibos rahiplerinin tarzında kehanetler vermeyi âdet edinmişti ve diğer şeylerin yanı sıra benim hakkımda da az şey kehanet etmemişti. Çevresine müritlerin kalabalığını toplayıp şöyle demişti. Şu anda burada bulunanlara bildiririm ki aramıza bir kişi gönderilecek onun eliyle ibadetimizin sırları kovuşturulacak ve hizmetimizin gizemleri kaldırılacak. Kendim ve daha birçoğumuz o kişi tarafından yakalanacağız ama beni Bizans'a tutsak götürmeye ne kadar hevesli olursa olsun bunu başaramayacak nice güçlü çabalar gösterse de. Bu kehanetleri söylediğinde ben şehirden komşu köylere bile hiç gitmemiştim. Görünüşümü tavrımı ve mesleğimi de betimledi ve gelip geçen birçok kişi bana bu olguları anlattı. Sonunda onu yakaladığımda kâhinlik sanatını nasıl edindiğini sordum. O sırrı açıklamak istemese de bir tür lakonik zorunluluk altında gerçeği itiraf etti çünkü cinsel uygulamaların bilgisine belli bir başıboş Afrikalı sayesinde eriştiğini söyledi ki bu kişi onu geceleyin bir dağa götürüp belli bir otu ona yedirmiş ağzına tükürmüş ve gözlerini belli bir merhemle meshederek bir cin ordusunu görmesini sağlamıştı bunların arasında bir tür karganın kendisine doğru uçtuğunu ve boğazından midesine indiğini fark etmişti. O andan bu yana kehanette bulunabiliyordu ama yalnızca kendisini ele geçiren cinin dilediği şeyler ve dilediği zamanlar hakkında ama Hıristiyanlarca bu kadar saygı gösterilen çile haftasında ve diriliş gününde kendisi ne kadar arzu ederse etsin bir şey önermeye eğilimli değildi. Bunları bana söyledi ve takipçilerimden biri onu yanağından tokatlayınca sen dedi bu tek darbe için birçoğunu alacaksın ve bana dönerek sen dedi kendi bedeninde büyük felaketler çekeceksin çünkü cinler hizmetlerini alt üst ettiğin için sana korkunç biçimde öfkelendiler ve seni hiçbir surette kaçamayacağın sıkıntılı tehlikelere sürükleyecekler cinlerin gücünden üstün bir güç seni kurtarmadıkça. Bu kirli zavallı sanki Delphoi Üçayağından kehanetler söylüyormuş gibi bunları önceden bildirdi çünkü hepsi gerçekleşti ve beni saran sayısız tehlikeyle neredeyse mahvoldum ki bunlardan yalnız Kurtarıcım beni harika biçimde kurtardı ama cinlerin üflemeli çalgılar çaldığı o kehanet sahnesini gören biri çıkıp da her türden deliliğin yalnızca maddenin bozulmuş hareketleri olduğunu nasıl söyleyebilir.

Timotheos. Hiç şaşırmıyorum Trakyalı hekimlerin bu düşünceyi taşımasına çünkü kaçı bu tür şeyleri hiç anlayabilir. Kendi payıma ben de önce onların görüşündeydim ta ki gerçekten olağanüstü ve canavarca bir şey görene dek şimdiki konuya tam uyduğu için bunu anlatacağım. Benim gibi yaşlı bir adam üstelik keşişlik yeminini de üstlenmiş biri yalan söylemekten acizdir. Bir ağabeyim vardı genelde iyi huylu ama fazlasıyla ters bir kadınla evliydi üstelik türlü hastalıklarla da malûldü. Loğusalık döneminde çok hasta oldu ve aşırı sayıklamalar etti ve gecesini yırtarak alçak sesle mırıldanan bir tarzda barbarca bir dilde konuşmaya başladı ne de çevresindekiler ne söylediğini anlayabildi bilakis bu kadar çaresiz bir durumda ne yapacaklarını bilemeden şaşkınlık içindeydiler. Bazı kadınlar ise kadın cinsi çareler bulmakta çok çabuktur ve zor durumları karşılamakta özellikle becerikli çok yaşlı kel başlı bir adam getirdiler derisi kırışık ve koyu esmer bir tene yanmış olan bu adam yatağın yanında kılıcını çekmiş dururken hastaya öfkeliymiş gibi davrandı ve kendi dilinde onu ağır biçimde azarladı Ermeni olduğunu belirtmek için bunu söylüyorum. Kadın da ona aynı dilde cevap verdi önce çok cüretkârdı ve yatağa yaslanarak onu büyük bir ruhla azarladı ama yabancı yakarışlarında daha cömert davranıp sanki öfkelenmiş gibi ona vurmakla tehdit edince bunun üzerine zavallı yaratık büzüldü ve baştan aşağı titredi ve ürkek bir sesle konuşarak derin bir uykuya daldı. Şaşkına döndük çünkü çılgınlık nöbetine kapılmış olması onda alışılmış bir durumdu ama Ermeni dilinde konuşmuş olması yüzünden şaşırdık oysa o güne dek bir Ermeni bile görmemişti ve evlilik ve ev işlerinden başka hiçbir şey anlamazdı. İyileşince ona ne geçirdiğini ve olanlardan bir şey anımsayıp anımsamadığını sordum. Karanlık bir hayalet gördüğünü söyledi saçları dağınık bir kadına benzeyen ve üzerine sıçrayan biri dehşet içinde yatağa düştüğünü ve o andan beri olanları hiç anımsamadığını söyledi. İyileştikten sonra şöyle konuştu. O olaydan bu yana bir tür belirsizlik bağı beni şaşkınlığa düşürüyor bu kadını rahatsız eden cinin nasıl dişil görünebildiğine dair çünkü cinler arasında da yeryüzü yaratıkları arasında olduğu gibi cinsiyet ayrımının geçerli olup olmadığını haklı olarak sorgulayabiliriz ve sonra Ermeni dilini nasıl kullanabildi çünkü bazı cinlerin Yunanca bazılarının Kildani dilinde bazılarının da Farsça ya da Süryanice konuştuğunu tasavvur etmek güçtür ve ayrıca büyücünün tehditlerinden neden büzüldüğünü ve çıplak bir kılıçtan neden korktuğunu de anlamak güçtür çünkü ne vurulabilen ne öldürülebilen bir cin bir kılıçtan nasıl zarar görebilir. Bu şüpheler beni fazlasıyla tedirgin ediyor bu noktalarda bir ikna arıyorum ki senin bunu sağlayacak en yetkin kişi olduğunu düşünüyorum çünkü eskilerin görüşlerine tamamen aşinasın ve büyük bir tarihsel bilgi edinmişsin.

Trakyalı. Söz konusu meseleler için sebepler sunmayı isterdim Timotheos ama korkarım ikimiz de bir çift beyhude kişi gibi görünebiliriz sen henüz kimsenin keşfetmediği şeyi ararken ben de sessizce geçiştirmem gereken bir şeyi açıklamaya kalkışırken hele de bu türden şeylerin çoğu kişi tarafından yanlış yorumlandığını bilirken ama Kral Antigonos'un dediği gibi biri dostunu yalnızca kolayca yapılabilecek şeylerde değil bazen bir güçlük taşıyan şeylerde de memnun etmelidir bu yüzden Markus'un söylevlerine yol açan konuyu yeniden ele alarak senin şikâyet ettiğin bu belirsizlik bağını çözmeye ben de girişeceğim. Dedi ki hiçbir cin türü doğası gereği ne erildir ne dişildir ama hayvani tutkuları birleştikleri yaratıklarınkiyle aynıdır çünkü çok esnek ve bükülgen olan yalın cinsel bedenler.

Her biçime uyum sağlar çünkü bulutların bir an insan görünümü sunduğunu bir an ayı bir an yılan yahut başka bir hayvan görünümü sunduğunu gözlemleyebiliriz aynısı cinlerin bedenleri için de geçerlidir ama bulutlar dış rüzgârlarla sarsıldığında çeşitli görünümler sunar aynısı cinler için de böyledir ki kişilikleri hoşlarına giden her görünüme dönüşür ve bir an daha küçük bir hacme büzülür bir an daha büyük bir uzunluğa yayılırlar. Aynı şeyi yeryüzü bağırsaklarındaki kaygan hayvanlarda da görürüz doğalarının yumuşaklığı ve esnekliği sayesinde ki bunlar yalnız boyut bakımından değil görünüş bakımından da değişir hem de çeşitli yollarla cinlerin bedeni de aynı iki bakımdan uyum sağlayıcıdır yalnız tuhaf biçimde esnek olmakla ve nesnelerin izlenimini almakla kalmaz havai olduğu için bütün renk türlerine de açıktır tıpkı atmosfer gibi cinlerin bedeni böyledir içindeki hayali enerji sayesinde ki bu ona renk görünümünü de yayar çünkü panik içindeyken önce solar sonra kızarırız zihin çeşitli biçimde etkilendikçe ruhun bu tür etkileri bedene yaydığı için aynı şeyin cinler için de geçerli olduğunu varsayabiliriz çünkü onlar içeriden bedenlerine renk görünümünü gönderebilirler bu yüzden her biri hoşuna giden görünüme dönüştüğünde bedeninin yüzeyine renk görünümünü yayarak bazen erkek olarak görünür bazen kadın olarak dönüşür ve bu biçimleri değiştirerek hiçbirini sürekli tutmaz çünkü görünümü özsel değildir bilakis atmosferde yahut suda olana benzer ki oraya bir renk versen yahut bir biçim çizsen hemencecik dağılır ve savrulur. Cinlerin de benzer etkilere tabi olduğunu görebiliriz çünkü onlarda renk ve biçim ve her görünüm gelip geçicidir. Bu konularda Markus tahminimce olası olanı söylüyordu ve bundan böyle şu soru seni rahatsız etmesin cinlerde cinsiyet ayrımı görünen üreme organından ötürü var mı diye çünkü bunlar ister erkek ister dişi olsun sabit yahut alışılmış değildir bu yüzden düşün ki loğusalıktaki kadını bu kadar rahatsız eden cin kadına benzer göründü gerçekten ve alışkanlıkla dişil olduğu için değil bilakis bir kadın görünümü sunduğu için.

Timotheos. Peki nasıl oluyor Trakyalı bu cin şimdi bir biçim sonra bir başkasını almıyor öteki cinler gibi bilakis her zaman bu biçimde görülüyor çünkü birçoklarından duydum ki loğusalıktaki kadınlar tarafından yalnız dişil biçimdeki cinler görülürmüş.

Trakyalı. Bunun için de Markus olasılıktan uzak olmayan bir sebep gösterdi. Dedi ki bütün cinler aynı güce ve eğilime sahip değildir bu noktada aralarında büyük bir çeşitlilik vardır çünkü bazıları akılsızdır ölümlü bileşik hayvanlar arasında olduğu gibi şimdi bunlar arasında insan aklî ve akılcı güçlerle donatılmış olarak daha kapsamlı bir hayal gücüyle bahşedilmiştir ki bu neredeyse bütün duyulur nesnelere uzanır hem gökte hem çevrede hem bu yeryüzünde atlar öküzler ve o türden hayvanlar daha sınırlı bir hayal gücüyle ki yalnız birkaç şeye uzanır örneğin otlaktaki yoldaşlarına ahırlarına yahut sahiplerine ve sivrisinekler sineklerle kurtçuklarla birlikte bu yetiyi aşırı kısıtlı taşırlar hiçbirini bilmeden bıraktıkları deliği nereye gittiklerini yahut nereye gitmeleri gerektiğini ama hayal gücünü yalnız beslenme amacıyla kullanırlar aynı biçimde cin türleri de büyük ölçüde çeşitlenmiştir çünkü aralarında Göksel ve Havai olanlar çok kapsamlı bir hayal gücüne sahiptir ki her tasavvur edilebilir nesneye uzanır bunlardan çok farklı olarak Yeraltı ve Işıktankaçanlar vardır çeşitli biçimler almazlar çünkü çok sayıda hayali görünüme kadir değildirler kişinin çokluğuna ve çeşitliliğine sahip olmadıkları için Sulu ve Yersel olanlar ise öncekilerle ilişkin ara bir konumda bulunarak biçimlerini değiştirmeye kadir değildir ama hangi biçimlerden hoşlanırlarsa onlarda sürekli kalırlar. Ama loğusalıktaki kadını rahatsız eden cin dişil göründüyse hiç şaşırmamalısın çünkü şehvetli bir cin olarak ve kirli nemlerden hoşlandığı için biçimini değiştirerek doğal olarak bir zevk hayatına en uygun olanı üstlenmiştir ama Ermeni dilinde konuşan cine gelince Markus bunu açıklığa kavuşturmadı yine de aşağıdaki değerlendirmelerden açık olacaktır her belirli cinin kendine özgü dilini saptamak imkânsızdır örneğin böyle bir cinin İbranice mi Yunanca mı Süryanice mi yahut başka bir barbar dilde mi konuştuğunu bilmek gerçekten sorabilirim genellikle sessiz iletişim kuranların bir sese ne kesin ihtiyacı olabilir ama daha önce gözlemlediğim gibi uluslara atanmış melekler örneğinde olduğu gibi farklı uluslar üzerine farklı melekler atandığına göre farklı melekler birbiriyle ilişki kurmalıdır her biri kendi ulusunun dilini kullanarak makul olarak sonuca varabiliriz ki cinler için de aynı şekilde olmalıdır bu sebeple bazıları Yunanlar arasında kahramanlık ölçüsüyle kehanetler verirken başkaları Kildaniler arasında Kildani dilinde çağrılıyordu Mısırlılar arasında ise Mısır büyüleriyle yaklaşmaya sevk ediliyorlardı aynı şekilde Ermeniler arasındaki cinler de başka yere gitseler bile kendi dillerini sanki ortak dilmiş gibi kullanmayı yeğlerler.

Timotheos. Öyle olsun Trakyalı ama tehditlerden ve kılıçtan korkacak ne acı çekmeye kadirdirler ki büzülüp uzak dururlar.

Trakyalı. Bu noktalarda şaşkına dönen yalnız sen değilsin Timotheos senin şüphelerini duymadan önce ben de aynısını Markus'a ilettim o da bunları gidermek için gözlemledi ki çeşitli cin türleri son derece cesur ve son derece korkaktır ama özellikle maddeye bağlı olanlar öyledir. Havai olanlar gerçekten en büyük zekâ payına sahip olarak biri onları azarlarsa azarlayan kişiyi ayırt edebilir ve onlar tarafından rahatsız edilen hiç kimse kurtulamaz meğer ki Tanrıya ibadete kendini adamış kutsal bir karakter olsun ve İlahi güce dayanarak İlahi Kelâmın korkunç adını yardımına çağırsın maddeye bağlı olanlar ise kuşkusuz uçurumlara ve yeraltı yerlerine gönderilmekten korkarlar ve onlara karşı genellikle gönderilen melekler biri onları bunlarla tehdit ettiğinde ve bu yerlere taşınmalarından ve bu göreve atanmış meleklerin adını üzerlerine anmaktan korkarlar ve büyük bir kargaşaya düşerler öyle ki şaşkınlıktan kimin kendilerini tehdit ettiğini ayırt edemezler.

Timotheos. Peki Havai cinlerin hizmetinden ne yarar sağlanır dediğini söyle.

Trakyalı. Böyle işlerden herhangi bir iyilik geldiğini söylemedi iyi dostum bilakis bu işlerin kendisi apaçık biçimde boşluk aldatmaca ve temelsiz bir hayal gücünden ibaret olduğunu ilan eder yine de düşen yıldız denen ateşli göktaşları tapanlarının üzerine iner ki bu deliler bunlara Tanrı görüntüleri demeye cüret ederler oysa hiçbir doğruluk kesinlik ya da kararlılık taşımazlar zira karanlık cinlerde ışıklı bir şey nasıl bulunabilir ve bunlar onların gülünç oyunlarından ibaret olsa da böyle şeyler optik yanılsamalarla yahut mucizevi denen araçlarla değil bilakis izleyicileri aldatarak gerçekleştirilir bu şeyleri ben zavallı adam çoktan keşfetmiştim ve bu dini terk etmeyi düşünüyordum ama şimdiye dek büyülenmiş durumda tutuldum ve beni bu tehlikeli durumdan sen kurtarmasaydın mahvım kaçınılmaz olurdu denizin karanlığını dağıtmak için konmuş bir Pharos gibi parıldayan doğruluk yoluyla. Markus böyle konuşarak gözyaşlarına boğuldu ve ben onu teselli ederek ağlamak için daha uygun bir zaman seçebilirsin dedim şimdi kurtuluşunu yüceltmenin ve seni hem bedence hem ruhça mahvolmaktan azat eden Tanrıya şükretmenin zamanıdır.

Timotheos. Söyle bana bunu çok merak ediyorum cinlerin bedenleri vurulmaya kadir olacak bir tabiatta mıdır.

Trakyalı. Markus dedi ki vurulabilirler öyle ki kişiye indirilen güçlü bir darbeyle acı çekebilirler ama nasıl olabilir bu dedim madem ki ruhtur ne katı ne bileşiktirler çünkü duyu yetisi bileşik bedenlere aittir. Şaşarım dedi senin bu gerçekten habersiz olmana ki hiçbir kişinin kemiği yahut siniri duyu yetisiyle donatılmış değildir bilakis içlerinde barınan ruhtur bu yüzden sinir ister acı çeksin ister ferahlasın yahut başka bir etkiye uğrasın acı ruhun ruha nüfuzundan kaynaklanır çünkü bileşik bir beden kendiliğinden acı çekmeye kadir değildir bilakis ruhla birleşimi sayesindedir çünkü kesildiğinde yahut öldüğünde acı çekmekten acizdir ruhtan yoksun kaldığı için ayrıca bir cin bütünüyle ruh olduğuna göre ve her parçasında duyarlı bir yapıya sahip olduğuna göre duyu organlarının aracılığı olmadan görür ve işitir ve dokunma duyusuna kadirdir katı bedenlerin tarzında acı çeker şu farkla ki bunlar bölündüğünde güçlükle yahut hiç bütünleşemezken bu bölündüğünde havanın yahut suyun zerreleri gibi anında birleşir bir katı beden onları yerinden edince ama ruh sözden daha hızlı birleşse de ayrılma anında acı çeker bu yüzden demir aletlerin sivri uçlarından korkar ve çekinir ve cinlerin bu tiksintisinin farkında olan büyücüler onları belirli bir yerden uzak tutmak istemediklerinde oklar ve kılıçlar dikerler ve kimi bunları o noktadan tiksintileriyle uzaklaştırarak kimi bağlılıklarıyla başka bir yere çekerek başka bazı şeyler de sağlarlar. Bu noktalarda Markus'un cinler hakkındaki açıklaması bana göre olası görünüyordu.

Timotheos. Ama bunu söyledi mi Trakyalı sana cinlerin önbilgiyle donatılıp donatılmadığını söyledi mi.

Trakyalı. Evet ama nedensel yahut akılcı yahut deneysel bir önbilgi değil yalnızca tahmini bir önbilgi bu yüzden çoğunlukla başarısız olur öyle ki neredeyse hiçbir doğruluk zerresi söylemezler.

Timotheos. Onlarda içkin olan bu önbilginin doğasını bana betimleyemez misin.

Trakyalı. Betimlerdim zaman izin verseydi ama şimdi eve dönme vaktidir çünkü gördüğün gibi hava puslu ve yağmur yüklü ve burada açık havada oturursak sırılsıklam olacağız.

Timotheos. Dostum düşün ne yapıyorsun söylevini yarım bırakarak.

Trakyalı. Endişelenme en iyi dostum çünkü Tanrı izin verirse seninle yeniden buluştuğumuz ilk fırsatta eksik kalanı tamamlayacağım hem de Syracusa üslubunca fazlasıyla.

NOTLAR

Manes ve Euchite'ler. Üçüncü yüzyılda Gnostik mezhebin itibarı ve otoritesi yıkılınca doğuştan Persli olan ve aslen bir Mecusi filozofu olarak ortaya çıkan Manes yahut Manikheos Persya'da ve komşu uluslarda saygın sayılan bütün sanatlarda eğitim görmüş ve gökbilim ilminde derinlemesine yetişmişti. Mosheim'in dediği gibi dehası güçlü ve yüceydi ama taşkın ve dizginsizdi ve Mecusi felsefesini Hıristiyan inancıyla harmanlamaya kalkışacak kadar küstahtı. Öğretisine göre Euchite yahut Massalian ki ilki Yunanca ikincisi İbranice adıdır dua eden kişiler anlamına gelir ciddiyetiyle öne çıkan kişiler için genel bir sıfattı ve doğuda Beghard ve Lollard'ın batıda daha sonra kullanıldığı ve Puritan'ın daha da yakın zamanlarda kullanıldığı geniş anlamda uygulanırdı öyle ki karanlık çağların hurafe ve saçmalıklarına karşı çıkmaya cüret eden birçok gerçekten dindar kişi bu ayıplayıcı Euchite sıfatıyla damgalanmıştır en iğrenç inançları taşıyanlarla birlikte ve çok farklı sebeplerle var olan düzene karşı çıkanlarla birlikte. Dördüncü yüzyılın sonuna doğrudur ki Euchite'ler ayrı bir dinî topluluk olarak ortaya çıkmıştır adlarını sürekli dua alışkanlıklarından almışlardır Mezopotamyalı bazı keşişler tarafından kurulmuşlardır öğretileri Mosheim'e göre şöyleydi her insanın zihninde kötü bir cin barındığına ve bunun ancak sürekli dua ve ilahi söylemekle kovulabileceğine inanıyorlardı bu temel öğretiye başka aşırı görüşler de eklediler ki bunlar açıkça Manikheenlerin yanılgılarını aldığı aynı kaynaktan yani doğu felsefesinin öğretilerinden geliyordu.

Alkinoos'un anlatısı. Odysseus Phaiaklar kralı Alkinoos'la ziyafet çekerken kralın bilgisizliğine güvenerek Lotophagoi Lestrygonlar ve Kykloplar arasındaki maceralarının uydurma bir anlatısını vererek onun pahasına eğlenmişti. Bu yüzden harikulade maceralarla dolu her yalan anlatıya Alkinoos'un anlatısı yani Odysseus'un Alkinoos'un eğlencesi için verdiği türden bir anlatı denmeye başlanmıştır. Bu ifade bir atasözüne dönüşmüştür ve Platon Devlet'in onuncu kitabında bunu böyle kullanır.

Bir olgunun anlatımı onun gölgesidir. Aşağıdaki yalnız Simonides'in değil Demokritos'un da bir ifadesidir bir olgunun anlatımı onun gölgesidir.

Arkhilokhos'un iğrenç kalemi. Arkhilokhos belli bir Lykambes'in kızına kur yapıyordu ve talip olarak kabul edilmişti ama hanımın eline daha zengin bir aday çıkınca Arkhilokhos reddedildi. Bunun üzerine Arkhilokhos Lykambes'i İambik dizelerle hicvetti öyle bir etkiyle ki bir kızgınlık nöbetinde intihar etti. Horatius Ars Poetica'sında bu olaya gönderme yaparak şöyle der Kendi öz İambosu Arkhilokhos'u öfkeyle silahlandırdı.

Şu Solon'un bir ifadesidir yaşlanıyorum durmadan çok şey öğrenerek ki söz konusu atasözü bu olsa gerek.

Melek hiçbir şeye direnç sunmaz, hiçbir şeyle aynı cinsten değildir; oysa cinlerin bedenleri, ne denli ince olsalar da, bir ölçüde maddi ve elle tutulurdur.
Özgün metin (İngilizce)
There must be a vast difference. For the angelic body, emitting a sort of extraneous light, is oppressive and intolerable to the visual organs. As to the demonic body, whether it was once of this sort I cannot say, though it would seem so; now, however, it is an obscure and darksome sort of thing, saddened in aspect, and divested of its kindred light. The angelic nature is immaterial and therefore is capable of penetrating and passing through all solids, being more impalpable than the sun's rays, which, passing through transparent bodies, the opaque objects on this earth reflect, so as to render their strike endurable, for there is something material in them. But nothing can interpose opposition to an angel, because they present opposition to nothing, not being homogeneous with anything. On the other hand, the bodies of demons, though rendered indistinct by their thinness, are yet in some measure material and palpable.

Bu metin neden önemli

Metin, Yeni Platonculuğun Iamblikhos'tan miras kalan daimonoloji geleneğini sürdürür: varlık mertebeleri arasındaki geçişi maddesellik derecesiyle ölçen bir kozmoloji. Psellos, saf meleksel ışığın maddesizliğini cinlerin yarı maddi, kararmış doğasıyla karşılaştırırken, Kildani Kehanetleri'nin ve Platoncu mirasın ruh ile beden arasındaki ara-varlıklar öğretisini Bizans düşüncesine taşır. Görselde yer alan Ficino ise bu geleneğin Rönesans'a uzanan başlıca aktarıcısıdır.

Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

Bu eser Neoplatonizm Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
Michael Psellus (sözde), De operatione daemonum — Timotheos ile Trakyalı arasındaki diyalog, tam metin. Marcus Collisson'ın 1843 İngilizce çevirisi (Sydney), özgün diyalog 11. yüzyıl Bizans'ına aittir; diyalog sonrasındaki notlar (a)–(e) dahildir.
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
archive.org (1843 baskısının Joseph Peterson transkripsiyonu, esotericarchives.com, 2007; tam metin buradan çevrildi) · sayfa görselleri: Source Library
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Cinlerin İşleyişi Üzerine: Meleksel ve Cinnî Bedenlerin Doğası. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/psellos-cinlerin-isleyisi-uzerine-neoplatonik-daimon-ogretisi
← Kütüphaneye dön