Kısım 1 / 10
İŞRAKÎ METİNLER
RÜYA VE MECAZ ÜZERİNE ÜÇ RİSALE
İşrak Mektebinin Şeyhi
Şehabeddin Yahya bin Habeş bin Emirek es-Sühreverdî
Şehabeddin es-Sühreverdî
İşrakî Metinler
Rüya ve Mecaz Üzerine Üç Risale
İşrakî Metinler
Rüya ve Mecaz Üzerine Üç Risale
İşrak Mektebinin Şeyhi Katledilmiş Şehabeddin Yahya bin Habeş bin Emirek es-Sühreverdî
Tahkik ve Takdim
Kasım Muhammed Abbas
Yayıncı
Divanü'l-Mesar
Fars kavmi içinde hak ile hidayete eren ve onunla adaleti tesis eden bir ümmet vardı, bunlar Mecusilerin teşbih inancından uzak, fazilet sahibi hakimlerdi. Biz, Eflatun'un ve ondan önceki hakimlerin zevk yoluyla şehadet ettikleri o şerefli nurlu hikmetlerini yeniden ihya ettik.
İçindekiler
1 - Tarihi Kaynakların Tasvir Ettiği Şekliyle Sühreverdî .................... 11
2 - Sühreverdî Külliyatı: Sühreverdî'nin Eserlerinin Takdimi Mahiyetinde Bir Yaklaşım .................................................... 19
3 - Şeyhü'l-İşrak'ın Eserleri .................................... 29
4 - Rüya ve Mecaz Risaleleri Kitabı ................................ 43
5 - Tahkik .................................................... 47
6 - Kelimatü's-Sufiyye Risalesi ................................ 49
7 - El-Aklü'l-Ahmer (Kırmızı Akıl) .............................. 95
8 - Hafif-i Ecnih-i Cebrail (Cebrail'in Kanat Sesi) ................... 109
Kaynaklar ........................................................ 125
Kaynaklar Sühreverdî'nin hayat hikayesine pek fazla iltifat etmemiş, ailesi, çocukluğu yahut tahsil şartları hakkında hiçbir şey zikretmemiştir, lakin kendisi hakkında bazı rivayetler mevcuttur ki bunların başında talebesi Şehrezurî'nin (Ö. H. 680 / M. 1250) rivayeti, İbn Hallikan'ın rivayeti ve Ebu'l-Fida'nın rivayeti gelmektedir, şayet bunlar olmasaydı bu müteellih hakimin hayatına dair zikre değer hiçbir şey bilmemiz mümkün olmayacaktı.
Bu rivayetler dahi bizlere onun idam edilme şartları hakkında kesin cevaplar sunmamakla birlikte, onun, Cibal bölgesinde, İran'ın kuzeydoğusundaki Zencan şehri yakınlarında bulunan "Sühreverd" köyünde doğmuş olan Şehabeddin Yahya bin Habeş bin Emirek es-Sühreverdî olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.
Burada, muasır araştırmacıların tamamına yakınının İbn Hallikan'ın Vefeyatü'l-Ayan adlı eserinde zikrettiklerine ve Ebu'l-Fida'nın "El-Muhtasar fi Tarihi'l-Beşer" kitabında yer alanlara istinat ettiklerini belirtmek icap eder, bu durum, İmadeddin el-Isfahanî'nin, kendisini idam sehpasına götüren doğrudan hadiseleri zikretmekte münferit kalan "El-Büstanü'l-Cami" kitabında yer alan bilgilerin ehemmiyetini azaltmaz. Isfahanî'nin bu münferit rivayetinin ehemmiyeti, kendisinin Selahaddin el-Eyyubî ile muasır olmasından, yani idam hadisesine bizzat yakın bulunmuş olabileceği ihtimalinden kaynaklanmaktadır.
İran'ın pek çok bölgesine seyahatler gerçekleştirmiş, buralarda çok sayıda tasavvuf şeyhi ile mülaki olmuş, onların mesleklerine bağlanmış ve hayatının bu safhasında tasavvuf yoluna süluk etmiştir, daha sonra seyahatleri, büyüleyici manzaraları ruhunda derin izler bırakan Anadolu ve Suriye'yi de içine alacak şekilde genişlemiştir. Şehrezurî bize Sühreverdî'nin Diyarbekir'de ikamet etmeyi de sevdiğini, orada Emir İmadeddin Kılıç (yahut Kara) Arslan ile görüştüğünü ve "El-Elvahu'l-İmadiyye" adlı eserini ona ithaf ettiğini nakleder.
Kısım 2 / 10
Şehrezurî'nin müşahedelerinden hareketle Sühreverdî'nin seyahat etmeye, bir mekandan diğerine göç etmeye pek meraklı olduğunu kaydetmemiz mümkündür, şayet Şeyhü'l-İşrak'ın kitaplarında bu merakı teyit edecek bir şeyler arayacak olursak, El-Mutarahat kitabında bunu doğrulayan ifadeler buluruz, zira Sühreverdî orada kendisinden bahsederken otuz yaşına ulaştığını, bu yılların çoğunu ilim ve ulema tahsili uğrunda seyahat ve hicretle geçirdiğini anlatır, nihayet bu seyahatlerinden birinde Şam'dan Halep'e geçmiş, orada Selahaddin el-Eyyubî'nin oğlu el-Melikü'z-Zahir ile mülaki olmuştur, el-Melikü'z-Zahir tasavvuf ehline pek düşkündü, bu sebeple genç hakime gönülden bağlanarak onu Halep'te ikamet etmeye davet etti, Sühreverdî de el-Melikü'z-Zahir'in bu davetini kabul ederek Halep'e yerleşti.
Lakin bizi asıl hayrete düşüren husus, kaynakların, Şeyhü'l-İşrak'ın Halep'te yaşadığı mihnete, itham edilmesine, muhakemesine ve idamına rağmen oradaki hayatının safahatını ihmal etmiş olmasıdır, bu kaynaklar sadece şu kadarıyla iktifa etmişlerdir.
Usul meselelerinde ve bazı fıkhî hususlarda münazaralar yapılmış, Sühreverdî onlara galebe çalarak kendilerini bir kez daha müşkül durumda bırakmıştır, bu durum onların kendisine karşı olan kinlerini artırmış ve münazaradan sonra ona kasıtlı olarak zarar vermeyi planlamışlardır, bu maksatla onu aleni bir münakaşaya davet etmişler, bu münakaşanın safahatı Halep Camii'nde aleni bir surette cereyan etmiştir, orada bulunanlardan bazıları kendisine şu suali yöneltmiştir: Allah, Muhammed'den (s.a.v.) sonra başka bir peygamber yaratmaya muktedir midir?
İmadeddin el-Isfahanî'nin naklettiğine göre Sühreverdî bu suale "O'nun kudretinin sınırı yoktur" cevabını vermiş, onlar ise bu cevabı, Sühreverdî'nin, peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed'den (s.a.v.) sonra bir peygamber gönderilmesini caiz gördüğü şeklinde tevil etmişlerdir, bunun üzerine fakihler Sühreverdî'nin dinden çıktığını ilan ederek bir zabıt tutmuşlar, cereyan eden hadiseyi küfür ve Şeriat-ı Muhammediyye'den huruç saymışlar, dinle bağdaşmayan akideleri yaymak ittihamıyla idamını talep etmişlerdir, el-Melikü'z-Zahir bu talebi reddedince, hazırladıkları zabtı, o sırada Suriye'yi Haçlılardan geri almış olan Selahaddin'e göndererek doğrudan kendisinden bu talebi niyaz etmişlerdir. Selahaddin'in ümmet ulemasının desteğine olan ihtiyacını, tasavvuf ehline ve filozoflara karşı duyduğu şiddetli nefreti göz önünde bulundurduğumuzda, genç hakime karşı galeyana gelmiş olan dini otoritelerin arzusunu yerine getirmesi için el-Melikü'z-Zahir'e neden baskı yaptığını anlamış oluruz.
Böylece Sühreverdî zindana atılmış, Hicri 587 / Miladi 1191 senesinde idam edilmiş ve kitapları yakılmıştır, lakin idam edilme şekli ve bunun nasıl infaz edildiği hususundaki görüşler, idam edildiği hususundaki ittifaka rağmen ihtilaflıdır, bu suretle Sühreverdî, otuz sekiz yaşında, kendisinden önceki büyük selefi Hallac'ın maruz kaldığı akıbete duçar olmuştur.
Kısım 3 / 10
Eserlerinin tamamı göz önüne alındığında, bu istisnai ölümde müşahede ettiğim, geleneksel müminler üzerinde tecrübe edilebilecek cari ahlaki kalıplara göre sınıflandırılması müşkül olan tezahür ve tasvirleri tekrar etmeye lüzum görmüyorum, zira Sühreverdî'nin ölümü, bana her daim Hallac'ın ölümünü hatırlatan, nadir ve istisnai bir ölümdür, bu ölüm, cemaat düşüncesi ile şahıslar üstü ferdi bir düşünce arasındaki mücadelenin tabii bir neticesi olmayan, nev-i şahsına münhasır bir ölümdür, bu ferdi düşünce, şayet cari ahlaki kıstasları bir ölçü olarak kabul edecek olursak, özünde şeriat için gerçekten bir tehlike teşkil edip etmediklerini anlamamız hususunda üzerlerinde bu kıstasların tatbik edilemeyeceği az sayıda mutasavvıfın hayatının temelini oluşturur, aksine biz onların, şeriatın özünü yeniden okumaya dayanan hakiki bir sual teşkil ettiklerini keşfederiz, bu okuma bağlamı ihmal etmeyen lakin nihai şeklinde mefhumların farklılığından ötürü bu bağlamın dışına çıkan bir okumadır. Kaldı ki onlar, Selahaddin'in şiddetle ihtiyaç duyduğu kamuoyunda büyük bir baskı gücü oluşturan zahir ulemasının, yani fakihlerin muhalefetiyle karşılaşan Sühreverdî'nin durumu gibi son derece karmaşık siyasi şartlar altında yaşamışlardır.
Bu, Sühreverdî hadisesinin, kendisinden yaklaşık üç asır önce yaşamış olan Hallac hadisesi ile mukayese edilerek incelenmesi imkanına dair bir mülahazadan ibarettir.
Pek çok araştırmacı Şeyhü'l-İşrak'ın eserlerinin tasnifi meselesiyle meşgul olmuştur, kabul etmeliyiz ki bu tasnif her zaman ihtilaflı kalmış ve bazı zorluklar arz etmiştir. Bu zorluklardan biri, kendi görüş ve vizyonunu şekillendirirken birden fazla metot benimseyen Şeyhü'l-İşrak'ın fikri biyografisi ile alakalıdır, bu sebeple onun fikri gelişimini takip etmek için benimsenecek herhangi bir kronolojik yaklaşım, Şeyh'in eserlerinin tasnifi ve bunların işrakî projesiyle olan münasebeti hakkında nihai bir resmi tespit etmeye rücu etmez, zira Sühreverdî'nin benimsediği metodun tabiatı, rüyada hocası Eflatun'u metheden Aristo'yu tasvir eden bir işrakî mezhepte Eflatun ile Mani'yi birleştirir yahut şuhudî ilim mutasavvıflarından olmalarına rağmen Bistamî ve Sehl et-Tüsterî'yi birer filozof olarak ele alır, tüm bunlar, elliden fazla kitabı bulan ve bu müteellih hakimin geride bıraktığı eserlerin tamamını teşkil eden Sühreverdî külliyatı hakkında net bir tasvir sunmaya çalışırken, eserlerin tasnifini yeniden gözden geçirmemizi iktiza eder.
Şayet Sühreverdî'nin eserlerini tarihi silsilesine göre tasnif etmeye yahut fikri biyografisine olan delaletlerini takip etmeye girişecek olursak:
2- Meşşai safhasına ait olan ikinci kısım ki bu safhada et-Telvihat, el-Mukavamat, el-Mutarahat ve el-Münaciyat'ı kaleme almıştır.
3- İbni Sinacı-Eflatuncu safhaya ait olan üçüncü kısım ki bu safhada Sühreverdî, Hikmetü'l-İşrak, Kelimatü's-Sufiyye ve İtikadü'l-Hükema'yı tasnif etmiştir.
Kısım 4 / 10
Yukarıdaki tasnif, araştırmacıların Şeyhü'l-İşrak'ın kitaplarının tasnifi meselesine girmelerine kapı aramıştır, nitekim Spies ve Khattak, Şeyh'in bazı risalelerini ele alarak, Munisü'l-Uşşak, Lügat-ı Moran (Karıncaların Dili), Safir-i Simurg (Simurg'un Islığı) gibi tasavvufi-felsefi karakterdeki risalelerin Sühreverdî'nin erken dönem eserlerinden olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Diğer ve daha ehemmiyetli teşebbüs ise Şii edebiyatı mütehassısı Profesör Henry Corbin'in teşebbüsüdür, o bu meseleyi tarihi araştırma safhasından Şeyhü'l-İşrak'ın felsefesi üzerindeki araştırma safhasına taşımış, felsefesinin Meraga'daki ilk tahsil yıllarından Halep'teki cedel mekanizmalarının tamamına vakıf olduğu olgunluk dönemine kadar geçirdiği safhaları ortaya çıkarmaya çalışmıştır.
Henry Corbin, Sühreverdî'nin eserlerinin hayatının safhalarına göre tasnif edilemeyeceği, aksine bunların şekil ve muhteva bakımından birbirine son derece bağlı, mütecanis eserler olduğu temel fikrinden hareket eder. Buna binaen Corbin, anlayışını Sühreverdî'nin eserlerinin cevheri birliğine ve bu eserleri tek bir ideale delalet etmeleri bakımından düzenleyen ve birbiriyle uyumlu kılan manevi seyre dayandırmıştır,
(Sufiler Cemaati), Risaletü't-Tayr, Risale-i Safir-i Simurg (Anka'nın Islığı Risalesi), Miraciyye Risalesi.
4- El-Varidat ve't-Takdisat, bu eser Sühreverdî'nin haftanın her bir günü için sufilerin dua ve evradı tarzında tahsis ettiği bir tazarru ve münacat mecmuasıdır ki bu mecmua saatler kitaplarına (the books of hours) oldukça yakındır.
Böylelikle Corbin, Sühreverdî'nin eserlerinin tek ve tutarlı bir bütün olduğuna inanmasına rağmen, onları dörtlü bir taksime tabi tutmuştur.
Daha sonra İranlı araştırmacı Seyyid Hüseyin Nasr'ın teşebbüsü gelmiştir ki bu, Şeyhü'l-İşrak'ın gayretlerine dair dakik bir vukufiyeti ortaya koyan mühim ve ciddi bir teşebbüstür, lakin bu teşebbüs, Henry Corbin'in yaklaşımından müteessir olmasa bile onunla büyük ölçüde mutabakat arz eder, nitekim Seyyid Hüseyin Nasr'ın Corbin'in teşebbüsüne olan vukufiyeti açıkça görülmektedir, ancak Seyyid Hüseyin, Sühreverdî'nin gayretlerinin dakik ve tafsilatlı bir okunuşunu ortaya koyan beşinci bir safha eklemiş, Sühreverdî'nin eserleri arasında manevi bir bağ kurarak onları muhteva yakınlıklarına göre tasnif etmiştir. Böylece Corbin'in kabul ettiği dört gruba beşinci bir grup eklemiştir ki bu grup şu eserlerden müteşekkildir:
Tercüme, iktibas, tefsir ve şerh eserleri; buna delil olarak Şeyhü'l-İşrak'ın İbn Sina'nın Risaletü't-Tayr'ını Farsçaya tercüme etmesini, Sühreverdî'nin "Fi Hakikati'l-Aşk" risalesini İbn Sina'nın benzer bir risalesinden iktibas etmesini, ayrıca Şeyh'in bazı Kur'an ayetlerini ve hadis-i şerifleri tefsir etmesini, nihayet İbn Sina'nın el-İşarat ve't-Tenbihat kitabını şerh etmesini göstermiştir ki bunların tamamı kendisinin adlandırdığı kategoriye dahil olmaktadır.
Kısım 5 / 10
Ve risaleler. Heyakilü'n-Nur ise Meşşai safhasından önceki gençlik dönemi eserlerindendir.
Misal kabilinden bu galat-ı meşhura ışık tutalım. Şeyhü'l-İşrak'ın Hicri 549 senesinde doğduğu bilinmektedir, kendisi el-Meşari ve'l-Mutarahat'ın sonunda yaşının "otuz seneye yaklaştığını" zikreder, dolayısıyla bu kitabın telifini Hicri 578 senesinin sonundan önce tamamladığını tespit edebiliriz.
El-Elvahu'l-İmadiyye kitabı, adından ve mukaddimesinden de anlaşılacağı üzere, Hicri 581 senesinde tahta çıkan Selçuklu Emiri İmadeddin Kara (yahut Kılıç) Arslan Davud bin Artuk'a sunulmuş ve ithaf edilmiş olduğuna göre, Massignon'un Elvahu'l-İmadiyye'yi Meşşai safhasından önceki gençlik dönemine ait olduğu kabulüyle el-Meşari ve'l-Mutarahat'ın önüne geçirmesi nasıl caiz olabilir. Tarihi hakikatler Elvahu'l-İmadiyye'nin el-Meşari ve'l-Mutarahat'tan sonra, Emir İmadeddin'in yeni Artuklu devletini kurduğu Hicri 581 senesinden önce olmamak kaydıyla yazıldığını ispat etmektedir, buna göre Meşşai safhası gençlik safhasından önce gelmektedir ki bu durum allame Louis Massignon'un iddia ettiğinin aksinedir.
Bunun yanı sıra Massignon, diğer taraftan Hikmetü'l-İşrak kitabının, İbni Sinacı-Eflatuncu safha olarak adlandırdığı üçüncü safha eserlerinden olduğunu kabul eder, halbuki Şeyhü'l-İşrak bu kitabın sonunda, telifini Hicri 582 senesinin Cemaziyelahir ayının sonunda tamamladığını zikretmiştir,
Meşşaileri tenkit sadedinde değil, bilakis Aristo'nun Sühreverdî'nin ifadesiyle Eflatun'a binde bir nispetinde dahi yaklaşamamış olan Farabi ve İbn Sina gibi müteahhir takipçilerine hitap etmiştir, o bu suretle İşrak mektebinin müteahhir Aristo takipçilerine karşı ideal ve akideler hususundaki tavrını tayin etmektedir.
Burada tahkik etmeye çalıştığımız husus, Şeyhü'l-İşrak'ın kitaplarının teklif edilen safhalar ışığında tasnif edilmesinin ispatı müşkül bir mesele olduğudur, zira et-Telvihat yahut el-Lemahat'ın Meşşai safhası kitaplarından olduğu nasıl söylenebilir, halbuki bu kitaplar hakikatte başka gayelere ulaşmak için Meşşai metodunu ödünç almışlardır yahut işrakî marifet kaynaklarına ulaşmak için tedrici merhalelerden bir merhaledirler, Şeyh'in bu hususta zikrettiği yegane şey, bazı kitapları Meşşai tarzı üzere tertip ettiğidir.
Kaldı ki biz, Şeyhü'l-İşrak'ın hayat hikayesini ispat edecek muayyen tarihlerden mahrumuz, her ne kadar onun fikri yönelimine işaret eden bazı hadiseler mevcut olsa da bunlar, eserlerini bu yönelimin muhtelif tarihi devir ve safhalardaki gelişimine göre tasnif etmemize yardımcı olabilir.
Şeyh'in kitaplarını tarihi tafsilatıyla şahsi hayatına dayanarak tasnif etmeyi fiilen gerçekleştiremediğimiz sürece, Sühreverdî'nin felsefesini inceleyerek onun itikadi eserlerinin umumi bir tasnifine ulaşmamız mümkündür, lakin Sühreverdî gibi işrakî teozofik bağlamla uyumlu bir okuma çizgisi umumi belirleyiciler üzerine inşa edilebilir, zira itikadi kitaplar umumi olarak zihni hazırlar ve onun tecrit kabiliyetini ortaya koyar, fakat bu kabiliyetin ortaya çıkması mümkün değildir.
Kısım 6 / 10
1- Müteferrik Dualar: Şehrezurî bundan Nüzhetü'l-Ervah'ta (2/129) bahsetmiştir. Başlangıcı şöyledir: Allah'ım, ey vaatleri ayakta tutan, cömertliği bolca akıtan, bereketleri indiren, arzuların nihayeti, nurun nurlandırıcısı ve işlerin müdebbiri.
Brockelmann bundan Tarihu'l-Edebi'l-Arabî zeylinde "Varidat, Takdisat ve Dualar" başlığı altında bahsetmiştir (Zeyl 1/783). Bir nüshası İstanbul III. Ahmed Saray Kütüphanesi'nde 3217 numara ile "et-Takdisat" başlığı altında kayıtlıdır.
2- El-Esmaü'l-İdrisiyyetü'l-Erbaun: Allah Teala'nın isimlerinden kırk ismin havasının şerhidir.
3- İtikadatü'l-Hükema: Şehrezurî bundan Nüzhetü'l-Ervah'ta (2/128), Brockelmann zeylinde (1/783) ve Hidayet Riyazü'l-Arifin'de (362) bahsetmiştir. Süleymaniye Üniversitesi Yazma Eserler Kütüphanesi 6 numaralı mecmuada "Akaidü'l-Hükema" başlığı altında bir nüshası mevcuttur, başlangıcı şöyledir: Allah'a hamd, Nebisi Muhammed'e ve aline salattan sonra, bu kelimelerin tahrir edilmesinin sebebi şudur ki, insanların dillerinin müteellih hakimlerden olan ilim ehline uzandığını ve onlara karşı inkarın şiddetlendiğini gördüğümde... ilah.
Tahran Kütüphanesi'nde (2/630) "Risale fi Hududi'l-Hükema" başlığı altında bir nüshası, Paris Milli Kütüphanesi'nde ise 1247 numara ile başka bir nüshası mevcuttur.
Ve Gotha 2227 numara, Paris Milli Kütüphanesi 3248/4 numara.
8- Tahayyüratü'l-Kevakib ve Tesbihatuha: Bakınız Nüzhetü'l-Ervah 2/128, Riyazü'l-Arifin 362. Bazıları bunun "Tahayyürat" yerine "Tahayyüratü'l-Kevakib" olabileceğini ileri sürmüşlerdir.
9- Tesbihatü'l-Ukul ve'n-Nüfus ve'l-Anasır: Nüzhetü'l-Ervah 2/129.
10- et-Tatbikat: Bakınız İtmanu Tetimmeti Sivanü'l-Hikme, yaprak 32 ön yüz.
11- Risale: Tefsiru Ayatin min Kitabillah ve Haberin an Resulillah: Nüzhetü'l-Ervah 2/128.
12- et-Telvihatü'l-Levhiyye ve'l-Arşiyye: Mantık ve hikmet hakkındadır. Berlin Kütüphanesi 5062 numara, Mısır Darü'l-Kütüb Teymuriye Kütüphanesi 119 Hikmet ve 130 numara, Hindistan Patna Kütüphanesi 2/456, 263 numara, İstanbul Yeni Cami Kütüphanesi 765 numara, Tahran 2/214 numara, İran Meşhed 1/23 numara, Londra British Library 6384, 7727, 7738 numara, Hindistan Rampur 1/395 numara, Viyana 1531 numara, Leiden 1496 numarada nüshaları mevcuttur.
Kitap, müsteşrik Henry Corbin'in tahkikiyle, Şeyhü'l-İşrak'ın eserlerinden ilahi hikmet mecmuasının birinci cildi olarak 1945 yılında İstanbul'da neşredilmiştir.
13- et-Tenkihat: Şafii fıkhı hakkındadır, Mu'cemü'l-Üdeba 19/316, Vefeyatü'l-Ayan 5/313, Mir'atü'l-Cenan 3/435, Tarihu İbni'l-Verdi 3/149'da zikredilmiştir.
18- Risale fi Hududi'l-Hükema: Brockelmann bundan zeylinde (1/783) bahsetmiştir, Paris Milli Kütüphanesi'nde 1247 numara ile bir nüshası mevcuttur.
19- Risale fi Zemmi'd-Dünya ve Medhi'l-Fakr: Brockelmann bundan zeylinde (1/783) bahsetmiştir, Bologna Marsili mecmuasında 2/255 numara ile bir nüshası mevcuttur.
Kısım 7 / 10
20- er-Reşahat: Bakınız Nüzhetü'l-Ervah 2/128.
21- er-Rakımü'l-Evvel: Hediyyetü'l-Arifin 2/521 ve Zeyl-i Keşfü'z-Zunun 1/582'de zikredilmiştir.
22- er-Rakımü'l-Kudsî: Bakınız Nüzhetü'l-Ervah 2/128, Riyazü'l-Arifin 362.
23- er-Remzü'l-Mumi: Bakınız Nüzhetü'l-Ervah 2/128, Riyazü'l-Arifin 362'de açık bir istinsah hatasıyla "er-Remzü'l-Muhi" başlığıyla zikredilmiştir.
24- es-Siracü'l-Vehhac: Bakınız Nüzhetü'l-Ervah 2/129, Şehrezurî bunun büyük ihtimalle ona ait olmadığını zikreder.
25- Risale Şerhi Havassi'l-Esmai'l-Erbaun min Esmaillahi Teala: Brockelmann bundan zeylinde (1/872 - 873) tasavvuf hakkında bir risale olarak bahsetmiştir, Bağdat Kadiriye Kütüphanesi 679 numara, Musul 296, 24/1 numara, Vatikan 5/1126, 1167, 125, 1262 numara, British Museum ilaveler 825 numarada nüshaları mevcuttur, muhtemelen bu risalenin Berlin Kütüphanesi 4143 numara, Gotha 717 numara, Paris 2644 numara, British Museum 105/8 ve 175/4 numara, Batavia 2/28 numarada mahfuz olan "el-Esmaü'l-İdrisiyyetü'l-Erbaun" risalesi ile bir alakası vardır. Bakınız Brockelmann Zeyl 1/782.
2348 numara, Köprülü 1601 numara, St. Petersburg Şarkiyat Enstitüsü 230 numara, İstanbul Esad Efendi Kütüphanesi 1, 351 numara.
36- Kitabü'l-Kelime: Tasavvuf hakkındadır, bakınız Nüzhetü'l-Ervah 2/128, Riyazü'l-Arifin 362, orijinal adı "Der Tasavvuf" olup Farsça bir risale olduğu anlaşılmaktadır, British Museum 886 numara, Esad Efendi Kütüphanesi 2398 numara, Aşir Efendi Kütüphanesi 1/456 numara, Şehid Ali Paşa Kütüphanesi 1169 numara, Mısır Darü'l-Kütüb 1/291 numara, Musul Ali Dede 2/427 numarada nüshaları mevcuttur, bakınız Brockelmann Zeyl 1/783. Spies bunun Arapça metnini 1939 yılında Paris'te İran Araştırmaları Merkezi yayınları arasında neşretmiştir.
37- el-Lemahat: Hakikatler hakkında olup mantık ve metafizik muhtevalıdır, bakınız Nüzhetü'l-Ervah 2/128, İtmanu Tetimmeti Sivanü'l-Hikme yaprak 32 ön yüz, Mu'cemü'l-Üdeba 19/316, Uyunu'l-Enba 3/280, Hediyyetü'l-Arifin 2/521. Kitap, Emin Maalouf'un tahkikiyle basılmış ve 1967 yılında Beyrut'ta Darü'n-Nahar tarafından neşredilmiştir, bu çalışma kendisinin Cambridge Üniversitesi'ne sunduğu doktora tezidir, bakınız Leiden yazması 1503 numara, İskenderiye Belediye Kütüphanesi 20 Hikmet numara, III. Ahmed Saray Kütüphanesi 3251 numara, bakınız Brockelmann 1/565.
38- Levamiü'l-Envar: Bakınız Nüzhetü'l-Ervah 2/128, Riyazü'l-Arifin 362.
39- el-Mubahasat: Bakınız İtmanu Tetimmeti Sivanü'l-Hikme, yaprak 32 ön yüz.
Sühreverdi’nin risaleler mecmuasının ilki.
44- Müluk ve Meşayihe Mektuplar (Mekatibat ila’l-Muluk ve’l-Meşayih): Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128’e bakınız.
45- Hikmet Üzerine Mektuplar (Mekatibat fi’l-Hikme): Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 129’u inceleyiniz.
46- Münacat (El-Münacat): Dualardan müteşekkil bir derlemedir. Yazma nüshaları Londra’da Ekler Bölümü 925 numarada, Kahire’de ise 1/207 ve 7/627 numaralarda mahfuzdur. Brockelmann, Cilt 1, Sayfa 565’e ve Zeyl, Cilt 1, Sayfa 782’ye bakınız.
Kısım 8 / 10
47- Semavi Nağmeler Kitabı (Kitabü’n-Nağamâti’s-Semaviyye): Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128’e bakınız.
48- Nefahat (En-Nefahat): Usul ilmine dairdir. Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128’e ve Riyazü’l-Arifin, Sayfa 362’ye bakınız.
49- Işık Tapınakları (Heyakilü’n-Nur): İşraki hikmet hakkındadır. Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128; Mu’cemü’l-Üdeba, Cilt 19, Sayfa 316; Uyûnü’l-Enbâ, Cilt 3, Sayfa 280; El-Kevakibü’d-Dürriyye, Cilt 2, Sayfa 107; Riyazü’l-Arifin, Sayfa 362; Tarihu İbni’l-Verdi, Cilt 3, Sayfa 149; Mir’atü’l-Cenan, Cilt 3, Sayfa 435 ve Delci’nin El-Felake ve’l-Meflukun adlı eseri, Sayfa 67’ye bakınız. Yazma nüshaları Cambridge’de Ekler Bölümü 1375 numarada, Kahire’de 374 numarada, Londra’da Doğu Yazmaları Bölümü 6072/12 numarada, Haydarabad Asafiye Kütüphanesinde Cilt 2, Sayfa 1216’da, Bağdat Evkaf Kütüphanesinde 12228 numara ile 49/7071 numaralı mecmualarda ve Irak Müzesinde 10112/4 numarada bulunmaktadır.
Kitap, 1961 yılında Kahire’de neşredilmiştir. Doktor Muhammed Ali Ebu Reyyan tarafından 1957 yılında tahkiki yapılmış, 1914 yılında Türkçe’ye, 1916 yılında ise Van den Berg’in tercümesiyle Felemenkçe’ye çevrilmiştir. Heyakilü’n-Nur üzerine birçok şerh yazılmış olup, bunların en mühimi Celaleddin Devvani’nin (Ölümü Hicri 908) şerhidir.
50- İlahi Varidat (El-Varidatü’l-İlahiyye): Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 129’a bakınız.
56- Pertevname (Işık Kitabı): Farsça bir eserdir. Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128; İtmamü Tetimmeti Sivanü’l-Hikme, Yaprak 32 ön yüz; Riyazü’l-Arifin, Sayfa 362’ye bakınız. Bir nüshası İstanbul’daki Fatih Kütüphanesinde 5426 numarada kayıtlıdır. Sühreverdi bu eseri Selçuklu Emiri Niksar Beyi Berkyaruk adına kaleme almıştır. Brockelmann, Zeyl, Cilt 1, Sayfa 783’e müracaat ediniz.
57- Risale-i Fi Haleti’t-Tıfliyye (Çocukluk Haline Dair Risale): Farsça bir eserdir. Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128’e bakınız. Bu risale, Mehdi Beyani’nin tahkikiyle 1899 yılında Tahran’da neşredilen "Du Risale-i Farsi" (İki Farsça Risale) adlı kitapta basılmıştır. Ayrıca Amin Maalouf’un yukarıda zikredilen El-Lemahat adlı eseriyle birlikte yaptığı neşre de bakınız.
58- Derecat Risalesi (Risale-i Derecat): Farsça yazılmış dereceler risalesidir. Hidayet’in Riyazü’l-Arifin adlı eseri, Sayfa 362’ye bakınız.
59- Davetü’l-Kevakib ve Tesbihatü’l-Heyakil (Yıldızların Duaları ve Tapınakların Tesbihleri): Farsça bir eserdir. Nüzhetü’l-Ervah’ta "Et-Tesbihat ve Davatü’l-Heyakil" başlığıyla zikredilmiştir. İlk başlık ise müellifi Hidayet’in Farsça bir telif olduğunu açıkça belirttiği Riyazü’l-Arifin’den alınmıştır, Riyazü’l-Arifin, Sayfa 362’ye bakınız.
60- Ruzi ba Cemaat-i Sufiyan Risalesi (Sufi Bir Toplulukla Bir Gün): Farsça bir eserdir. Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128’e bakınız. Mehdi Beyani’nin tahkikiyle "Du Risale-i Farsi" adlı eseri içinde 1899 yılında Tahran’da basılmıştır, El-Lemahat, Sayfa 154’e bakınız.
Kısım 9 / 10
61- Risale der Simya (Simya Üzerine Risale): Farsça bir eserdir. Riyazü’l-Arifin, Sayfa 362 ve Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128’e bakınız. Şehrezuri, bu eserin Şeyhü’l-İşrak’a ait olmadığı kanaatindedir.
62- İbn Sina’nın el-İşarat ve’t-Tenbihat Şerhi: Farsça bir eserdir.
68- Tasavvuf Kitabı (Kitabü’t-Tasavvuf): Farsça bir eserdir. Brockelmann bu risaleyi Arap Edebiyatı Tarihi’nin Zeyl kısmında, Cilt 1, Sayfa 783’te zikretmiştir. Bir nüshası Londra’daki Hindistan Dairesi Kütüphanesinde 1922 numarada mahfuzdur.
69- Lugat-ı Moran (Karıncaların Dili): Farsça bir eserdir. Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128; İtmamü Tetimmeti Sivanü’l-Hikme, Yaprak 32 ön yüz ve Brockelmann, Zeyl, Cilt 1, Sayfa 782’ye bakınız. Spies tarafından "Üç Sufi Risalesi" içinde, 2 ile 12. sayfalar arasında neşredilmiştir. Corbin ise bu eseri Fransızca’ya tercüme ederek 1939 yılında Hermes dergisinde "İki Sufi Risalesi" başlığı altında yayınlamıştır.
70- Mesailü’l-Mieti Makale (Yüz Makale Meselesi): Farsça bir eserdir. Hicri 750 yılında istinsah edilmiş bir nüshası Necef’te Şeyh Muhammed Hüseyin Kaşifü’l-Gıta Kütüphanesinde 2/1141 numarada, diğer bir nüshası ise Irak Müzesinde "El-Mesailü’l-Mie" başlığıyla 7/10585 numarada muhafaza edilmektedir.
71- El-Mebde ve’l-Mead Risalesi (Risale-i Mebde ve Mead): Farsça bir eserdir. Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 128’e ve herhangi bir tavsif içermeksizin Riyazü’l-Arifin, Sayfa 362’ye bakınız.
72- Munisü’l-Uşşak (Aşkın Tevilleri): Farsça bir eserdir. İstanbul kütüphanelerinde şu nüshaları mevcuttur: Ayasofya 2052, 4795, 4815 numaralar; Fatih 5426 numara; Köprülü 1589 numara; Veliyüddin 1819 numara ve Şehit Ali 2753 numara. Bu risale Spies tarafından 1937 yılında Delhi’de üniversite yayınları arasında neşredilmiş, Corbin tarafından ise Fransızca’ya tercüme edilerek 1932 ile 1933 yılları arasında Felsefi Araştırmalar Dergisi’nin 11. cildinde yayınlanmıştır.
73- Farsça Heyakil (Heyakil-i Farsi): Nüzhetü’l-Ervah, Cilt 2, Sayfa 129’a ve Riyazü’l-Arifin’e bakınız.
Hikmetü’l-İşrak adlı eserde neşredilen İşraki felsefenin temel akidelerinin bir tahlilini sunmak, Şeyhü’l-İşrak’ın mirasında ilahi hakikatin nesnel bir biçimde tecelli ettiği talimi yönü bizlere ifşa etmektedir. Sühreverdi düşüncesinin bütünsel yapısını kavramaya ve geride bıraktığı eserlerin tam ufkuna temas etmeye yeltendiğimiz vakit, bu kitapta neşrettiğimiz rüya ve mecaz risalelerini görmezden gelemeyiz. Bu risaleler birden fazla seviyede okunmaya ve tahlil edilmeye muhtaçtır. Şeyhü’l-İşrak tarafından kaleme alınan bu sembolik hikayeler, İslam dünyasındaki manevi tecrübeyi gözler önüne sermektedir. Bu tecrübe, Sühreverdi’nin elinde, bu zengin sembolik dil vasıtasıyla kendine has mümtaz bir manevi yönelim kazanmıştır. Zira bu tecrübede sembol, bizzat keşfin ve rüyanın en temel eklemlerinden birini teşkil eder.
Kısım 10 / 10
Burada sunduğumuz bu kısa risalelerde, Orta Çağ’ın sembolik anlatılarına yaklaşan bir yapı bulmaktayız. Şeyhü’l-İşrak bu hikayelerde yalnızca hakikati tüm tecellileriyle ifşa etmeyi amaçlamaz, aynı zamanda bu kıssaların her birinde kendi İşraki tecrübesindeki manevi hayatın tecellilerinden birinin üzerindeki örtüyü kaldırır ve onu gözler önüne serer.
Cebrail’in kanadından ve Cebrail’in iki kanadının gökleri ve yeri kapladığından bahseder. Gölgeler alemi yahut "Batı" alemi, Cebrail’in sol kanadının gölgesidir. Buna mukabil melekut nurları alemi yahut "Doğu" alemi ise Cebrail’in sağ kanadının yansımasıdır. Bu durum, dünyadaki her şeyin Cebrail’in kanadının nağmeleriyle vücuda geldiğine işaret etmektedir.
İşte böylece, kelam vasıtasıyla yahut bu meleğin kanadının nağmesiyle insan var olmuş ve yine kelam yoluyla, "ilahi ismin kudretiyle" kendi asli kökenine ve ilahi kaynağına rücu edecektir.
Bu hikayenin bu yoğunlaştırılmış şerhini ödünç almak, kitapta yer alan diğer sembolik hikayeleri yahut risaleleri anlamlandırmada bizlere yardımcı olabilir. Bu risalelerin en başında, kitaptaki risaleler arasında en uzun olanını sunduk. Bu eser, Sühreverdi’nin tasavvufi ıstılahları açıklamaya hasrettiği yegane risaledir. Diğer taraftan bu eser, bu İşraki filozofun nadide risalelerinden biri olup, güzel tasavvufi nesrin en seçkin örneklerinden birini teşkil etmektedir.